|
|
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
Beyaz atının üstünde Ayasofya’ya doğru yola çıktığında, öğleden sonraydı. Üstünde altın ve gümüş işlemeli kaftanı, rahvan sürdüğü safkan Arap atına attırdığı her adımda, büyük tarihe bıraktığı nal izinin tadını çıkarır gibi ağır ilerliyordu.
Arkasından saray erkanı, vezirler ve ulema geliyordu.
Atından, tapınağın içine girince indi ve Konstantinopolis’te ayağını ilk kez, Ayasofya’nın kutsal zemininde yere bastı.
Sunağa yaklaşınca bağırdı:
“Allahüekber!”
Dünyada eşsiz kubbenin, altında toplananlara katlayarak geri gönderdiği bu haşmetli olduğunca ürkünç nara üzerine, şeyhülislam tekbir verdi ve hep birlikte namaza duruldu.
Megalo Ecclesia,(*) cami olmuştu.
Konstantin Augusto kilisenin yapımını emrettiğinde yıl 325’ti. İnşası 5 yıl 10 ay 10 gün sürmüştü ve... Bir Apollon tapınağının üstüne kurulmuştu.
Devran dönüyordu.
Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’dan sonraki durağı, yine Konstantin Augusto’nun 1100 yıl önce yaptırdığı emperyal Bizans Sarayı oldu.
Osmanlı’nın genç sultanı, sarayın viran ve karanlık koridorlarında yürürken, bu kez bir dua değil, Şahname’den bir mısra okudu :
“Örümcek Kısra’nın penceresinde perdedarlık yapıyor,
Baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nöbet bekliyor.”
***
Son romanım Destina’nın (Literatür, 2008) bir sayfasını oluşturan bu sahneyi, elbette kendi hayal ettiğim gibi yazdım, ama içeriğini uydurmadım. Gerek yerli, gerek yabancı kaynaklar, Fatih Sultan Mehmet’in Konstantinopolis’e girişini izleyen saatleri üç aşağı beş yukarı benzer bir mizansenle aktarıyorlar.
Acaba Fatih’in torunları olmakla övünen ve İstanbul’un fethini her yıl bir öncekinden daha içler acısı bir parodiyle kutlayanlardan kaç kişi Fatih’in okuduğu beyitin anlamını biliyor?
Kısra’nın ne, Efrasiyab’ın kim olduğunu söyleyebilecek kaç Fatih torunu çıkar ?
Aynı topraklarda Doğu Roma İmparatorluğu demek olan Bizans’ın 1128 yıl tutunduğunu, Osmanlı İmparatorluğu’nun ise 623 yıl hüküm sürebildiğini, Ayasofya’nın -arada yıkılıp yakılıp yeniden yapılması dahil- hem Doğu Roma, hem Osmanlı imparatorluklarını aşan ömrüyle 1684 yıldan beri üzerinden akıp giden tarihe tanıklık ettiğini düşünen var mı acaba?
Elbette var düşünen. Hem de çok.
Kuşkusuz tarihçiler hangi uygarlıkların gelip geçtiği bir kavşakta yaşadığımızı biliyor ve bildikleri üzerine düşünüyorlar. Hayranlıkla okuduğumuz, eşsiz anlatımını şerbet içer gibi dinlediğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı başta, pek çok Türk bilgini yazdıkları kitaplarla paylaşmaya, aktarmaya çalışıyorlar birikimlerini, bilmek ve öğrenmek isteyenlerle.
Ama kaç kişiye ulaşıyorlar?
15 milyonluk İstanbul ve 70 milyonluk Türkiye’nin varisi olduğu tarihi bilmek ve öğrenmek isteyenlerin sayısı milyonlarca mı, binlerce mi, yoksa yüzlerce mi?
Hristiyanlığın ilk resmi tapınağı, çünkü Roma devletinin kurduğu Ayasofya’nın, aynı Roma’nın eski resmi dininin baş tanrısı Apollon tapınağının üstünde yükseldiğini bilseler, camiliğinin de, müzeliğinin de geçici olabileceği gelmez mi akıllarına?
Böyle bir olasılığı öngörebilseler, bugün sahibi oldukları bu toprakların acz ve cehaletle muhafaza edilemeyecek kadar önemli olduğunu anlamazlar mı?
Fatih Sultan Mehmet, daha Konstantinopolis’in kapısından girerken biliyordu çağ kapatıp çağ açan Türk Osmanlı fethini, ancak gelmiş geçmiş mirasına sahip çıkar, korursa sürdürebileceğini. Yoksa, o mirasın atası Konstantin Augusto gibi her fatihin bir sonu olduğunu, uygarlıkların çarpıştığı bu topraklarda her fethi bir yenisinin izlediğini de biliyordu.
Bugün Fatih’in torunları olmakla övünen cahiller, sadece İstanbul’u talan etmiyor, fethin sonunu getiriyorlar.
Çünkü tarihini öğrenmedikleri bir coğrafyanın, dünya açısından stratejik öneminin de farkında değiller.
(*) Büyük kilise
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
Savaşta galip, barışta mağlup? |||
Stephen Zunes, Amerika’nın Orta Doğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı “Tinderbox”ta (ABD, 2002) şöyle yazar...
|
|
Üç vakit ayna |||
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
|
|
Kapitalist komünistler |||
Türkiye’deki liberal devlet, halkı teğelledikten sonra güzel güzel diken ekonomik krize “küresel” çözüm bekleyedursun, başka devletler küresel krizi “ulusal” çözümlerle atlatmaya çalışıyor.
|
|
Türk’ün aşkı başka |||
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
|
|
Nato kafa, iman mermer |||
Ülkemizin siyasal tarihine baktığımızda, tuhaf bir takvim çakışmasıyla karşılaşırız: Türkiye’nin NATO üyeliğiyle laikliğin devlet eliyle delinip, milletin dine imana döndürülüşü aynı yıllara denk gelir.
|
|
Darbe günlükleri (2) |||
28 Aralık 1989: Turgut Özal, Başbakan. Hükümet üniversitelerde türbanı serbest bırakıyor.
2 Kasım 1990: Güneydoğu’da “faaliyet” gösteren irticai terör örgütü Hizbullah’tan ilk kez Cumhuriyet Gazetesi’nde söz ediliyor.
|
|
Darbe günlükleri |||
4 Şubat 1949: TBMM Genel Kurulu. Dinleyici localarından, birden fazla ziyaretçi ezan okumaya başlıyor. Yaka paça dışarı çıkarılıyorlar. Ertesi gün gazeteleri, “iki meczup”tan söz ediyor.
1 Mart 1950: İktidar partisi CHP, tekke ve türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. İlk 19 türbeyi halka açma görevi, nedense Milli Eğitim Bakanlığı’na veriliyor.
|
|
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim |||
Duyduk duymadık demeyin, ben geçen -mübarek- cuma günü Tülay Şubatlı’nın Vatan’daki haberine bayıldım; Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile Prof. Süleyman Ateş’in Darwin tartışmasıyla ayıldım ve Evrim Teorisi’ne rakip çıkan Hurma Teorisiyle imana geldim.
|
|
Allah korkusu ve cinayet |||
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
|
|
Darvine'e sordum Cleveland dedi |||
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
|
|
Şimdi sırası mı? |||
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
|
|
Erdoğan kime özeniyor? |||
“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar, çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır.”
(İnternet deyişi)
|
|
Sus ve Savaş mı? |||
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
|
|
Sidikli Düşmanlık |||
Rashtriya Swayamsevak Sangh, Hindistan’daki en eski ve en büyük Hindu partisi olup, politika sahnesinde gericiliğin amiral gemisi.
|
|
Bugün bizim, yarın kimin? |||
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
|
|
Açılım ve saçılım |||
Cumhuriyet Halk Partisi, 1924 Anayasası’na 1937’deki değişiklikle konulan ikinci maddeyi oluşturan altı ilke üzerine kurulmuş ve bu ilkeleri, altı oklu bayrağında taşımaktadır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik, İnkılâpçılık...
|
|
|
|
|
|
|
|
|