Hasan Tahsin’in Anlamı
İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi'nin düzenlediği “İzmir’in İşgali ve Kuvayi Milliye” konulu panelde konuşan Gazeteci-Yazar Yaşar Aksoy,15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali üzerine “İlk kurşun”u atan ve şehit olan Gazeteci Hasan Tahsin’in, ulusal kurtuluş savaşı üzerindeki etkisini anlattı.
Gazeteci-Yazar Hasan Tahsin Kocabaş’ın yönettiği panele Gazeteci - Yazar Yaşar Aksoy'un yanısıra Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Ahmet Mehmetefendioğlu ve Ege Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Arıkan konuşmacı olarak katıldı.
Gazeteci-Yazar Yaşar Aksoy panelde sözlerine, İzmir’in işgali sırasında Hasan Tahsin’in halkı direnişe çağıran konuşmasını okuyarak başladı ve izleyicilere duygulu anlar yaşattı.
GAZETECİ YAŞAR AKSOY'UN KONUŞMASININ TAM METNİ ŞÖYLE:
“Ey Bedbaht Türk!..
Wilson Prensipleri unvan-insaniyetkaranesi altında senin hakkın gasp ve namusun hiçe sayılıyor..
Buralarda Rum’un çok olduğu ve Türklerin Yunan’a iltihakını memnuniyetle kabul edeceği söylendi ve bunun neticesi olarak güzel memleket Yunan’a verildi.
Şimdi sana soruyoruz:
Rum, senden daha mı çoktur?..
Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın?..
Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık’tadır. Oraya yüzbinlerle toplan. Ve kahir ekseriyetini orada bütün dünyaya göster. İlan ve ispat et. Burada zengin, fakir, alim, cahil yok. Fakat Yunan hakimiyetini istemeyen kütle-i kahire var.
Bu sana düşen en büyük vazifedir. Geri kalma. Hüsran ve nekbet faide vermez. Binlerle, yüzbinlerle Maşatlık’a koş ve Heyeti Milliye’nin emrine itaat et… İlhakı Red Heyeti Milliyesi..”
******
İzmirli Müslüman Türklerin hazırladığı ve Türk Ocağı Matbaası’nda basılarak, Kemeraltı sokak aralarından İzmir’in kadim derinliklerine kadar Sultani öğrencileri tarafından dağıtılan bu bildiri, artık İzmir’in Yunanistan’a verildiğini net biçimde halka açıklıyor ve gece karanlığı çöktükten sonra Maşatlık Tepesi’nde, yani şimdiki Bahribaba Parkı’nın bulunduğu ağaçlıklı eski Yahudi Mezarlığı’na işgali red edecek kitlelerin toplanmasını ve protestosunu yükseltmesini istiyordu...
Çünkü ertesi sabah denizin ötelerinden gelen Yunan ordusu, karaya çıkacaktı.. Babıali’den, yani Osmanlı yönetiminden gönderilip, İzmir Valiliği’ne (Kambur İzzet Paşa’ya), İzmir Kolordu Komutanlığı’na (Ali Nadir Paşa’ya) ve Belediye Başkanlığı’na (Hacı Hasan Paşa’ya) ulaştırılan sert telgraflar, 15 Mayıs sabahı körfeze girecek ve karaya çıkacak olan İtilaf Devletleri ile Yunan birliklerine mukavemet edilmemesi ve gayet misafirperverlikle karşılanılması gerektiğini tebliğ ediliyordu.
Yani, Yunan İzmir’e giriyordu..
Ve direniş yapılmamalıydı..
MAŞATLIK MİTİNGİ
İzmirlilerin önde gelenleri ve gözü yaşlı halk, 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece, binlerle Maşatlık’ta toplandılar. İçlerinde Namazgah İptidai Mektebi hocası dedem Güzelyalılı Hilmi Efendi’nin de (daha sonra Namazgah Misaki Milli İlkokulu Başöğretmeni) yer aldığı müderrisler, emekli veya sivil giyinmiş zabitler, cami hocaları, esnaf liderlerinin bulunduğu bir gurup yaşını başını almış kişi, öbek öbek ateşlerin yakıldığı onlarca tepecik üzerine çıkarak heyecan içindeki halka kimi sükunet, kimi mukavemet telkin eden konuşmalar yaptılar. O esnada Körfezdeki öncü İngiliz küçük savaş gemilerinin projektörleri tepeyi sürekli tarıyordu..
Bu konuşmacılar içinde en ateşli konuşmayı yapan İzmir’de yayınlanmakta olan “Hukuk-u Beşer” gazetesinin başyazarı Hasan Tahsin Bey’di.. Yaklaşmakta olan donanmanın vahşi bir düşman donanması olduğunu, Çanakkale’yi geçemeyen bu donanmanın şimdi İzmir’i işgal etmek için geldiğini ve bu muazzam güce karşı mutlaka silahla mukavemet edilmesi gerektiğini haykırmıştı. Sevgili Samim Kocagöz’ün, Kalpaklılar romanı bu hadiseyi ne güzel anlatarak romana giriş yapar. Hatırlayalım.. Maşatlık Tepesi’nde miting esnasında gazeteci Hasan Tahsin Bey ile daha sonra kurtuluş savaşına katılacak olan genç Yusuf’un konuşmaları romanın ilk adımlarıdır.. (Yine Nurdoğan Taçalan “Ege’de Kurtuluş Savaşı Başlarken”, sevgili ağabeyim Zeynel Kozanoğlu “Anıt Adam”, Prof.Bilge Umar “Ege’de Yunanlıların Son Günleri”, Türkmen Parlak “Yunan Ege’ye Nasıl Geldi?” ve Aydoğan Yavaşlı “Ben Hasan Tahsin” isimli kitaplarında ve genç tarihçi Ahmet Mehmetefendioğlu son 30 yıl boyunca Hasan Tahsin’i kitlelere tanıtmakta başrolü oynadılar. Ben de sürekli araştırma ve yazılarım ile Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği başkanlıklarım ile hayran olduğum bu büyük vatansevere görevimi yerine getirmeye çalıştım. İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve merhum sevgili başkanları Sabri Süphandağlı, 15 Mayıs 1974 tarihinde muhteşem bir kampanya sonucunda İzmir’in Konak Meydanı’na Hasan Tahsin’i sembolize eden “İlk Kurşun Anıtı”nı diktirmekle yine tarihi bir görevi yerine getirmiştir.)
BİR OSMANLI YURTSEVERİ
Hasan Tahsin Bey, gerçekte “Osman Nevres” isimli Selanik doğumlu, 31 yaşında bir genç adamdı. 1887 yılında bu kentte doğduktan sonra Balkanların ihtilalci, devrimci ve ayrılıkçı akımlarının tam ortasında yetişmişti. Yüreği Türklük ve Müslümanlıktan yana, ancak halka İstibdat (zulüm içeren yönetim) uyguladığı gerekçesiyle Abdülhamit rejimine ve Türk’ü arkadan vurdukları için Osmanlı mikro milliyetçiliklerinin Balkanlarda azgınlaşmış ayrılıkçı akımlarına şiddetle karşıydı.
Hasan Tahsin bir Osmanlı milliyetçisiydi.. Gençlik ateşi onu İttihat ve Terakki saflarına savurmuştu.. Paris’te Sorbonne’da sosyoloji okurken çağdaş Batılı düşünce sistemlerini kavramış, ancak Türklük düşmanlığının Batı’nın kanında nasıl yer ettiğini yerinde incelemiş ve bazı vatani işlerin silahla sonuçlanmasından başka çare olmadığını inandığı için, fedai olmayı, mücahit olmayı gerekli görmüştü.. Bu yüzden de Osmanlı Gizli Servisi demek olan “Teşkilatı Mahsusa” saflarına gönüllü katıldı. (40-30 yıl kadar önce Hasan Tahsin’in Teşkilatı Mahsusa’dan yaşı çok ilerlemiş arkadaşlarını bulup yüz yüze konuşmuş ve hayatta olan tek kişiyim.)
O, bir Teşkilatı Mahsusa fedaisi idi.. Trablusgarp Savaşı esnasında İsviçre’de Türkler aleyhine oynatılan bir filmde sahneye kurşun yağdırması, Birinci Dünya savaşı başlarında 15 Ekim 1914 günü Bükreş’te İngiliz ajan kardeşlere, yani Noel ve Charles Buxton kardeşlere suikast gerçekleştirmesi, hatta karanlıkta kalan gizemli bir rivayete göre İngiliz Avam Kamarası’nı havaya uçurmaya teşebbüs etmesi bu yüzdendi. Balkan kökenli Osmanlı yurtseverliği onu, İttihat ve Terakki militanı ve Teşkilatı Mahsusa fedaisi yapmıştı.
Buxton Kardeşler’e suikast yapmak için yola çıkarken kendisine “Hasan Tahsin” isimli bir hüviyet verilmişti. Bundan sonra böyle anılacaktı. Gerçek Hasan Tahsin ise, Selanik’te “Silah” isimli bir anarşist gazete çıkaran eski bir Osmanlı Bahriye zabiti idi. Silahçı Tahsin İstanbul’a çağrılmış ve İttihatçılar tarafından öldürülerek, hüviyeti Osman Nevres isimli bir genç yurtsever gence monte edilmişti. Cephelerde boğaz boğaza savaş devam ederken, geri planda korkunç bir istihbarat ve yer altı savaşı da sürüp gidiyordu..
İLK ŞEHİTLER
İşte 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan Ordusu İzmir’e çıktıktan sonra, yürüyüş kolu olarak en önde sancaklarıyla birlikte Konak’a geldiklerinde silahına sarılan ve kurşunlarını sancaktar ve yanındaki efzon askerlerine yönelten ve büyük bir Yunan paniğine sebeb olduktan sonra kurşunları bittikten sonra yaylım ateş ile şehit edilen kişi Hasan Tahsin ismiyle bilinen “Osman Nevres” gerçek isimli yurtseverdi.
Hasan Tahsin şehit edildikten sonra vahşi bir katliam gerçekleşti, ilk anda Miralay Süleyman Fethi Bey, Kaymakam Doktor Şükrü Bey, Kolağası Hüseyin Necati Bey, Yüzbaşı Nazım Bey, Yüzbaşı Ahmet Bey, Doktor Fehmi Bey, Mümeyyiz Nadir Bey, Mümeyyiz Ahmet Hamdi Bey’de süngülenerek şehit edildiler.. Miralay Süleyman Fethi Bey, göğsüne dayanan Yunan süngülerine baş eğmemiş, kendisine “Zito Venizelos” (Yaşa Venizelos) demesi için israr edilmesine rağmen boyun eğmediği için vahşice süngülenmiş, Konak Meydanı yakınındaki Guraba-i Müslimin Hastanesi’ne, Sarıkışla telgraf çavuşu amcam İzzet Altınkalem efendi tarafından taşınarak doktorlara teslim edilmiş, ancak 3 gün sonra hastanede vefat etmişti.
İLK KURŞUN’UN ANLAMI
Hasan Tahsin’in ilk kurşununun anlamı nedir?
1-Hasan Tahsin’in ilk kurşunu önce bir İslam savaşçısının kurşunudur.
İzmir’i işgale gelen Haçlı Emperyalizmi’ne karşı, İslam ümmetinin bir silahlı direniş hareketi Hasan Tahsin’in ilk kurşunlarıyla ateşlenmiştir.
2-Hasan Tahsin’in ilk kurşunu, aynı zamanda bir Türklük savaşçısının kurşunudur.
Hasan Tahsin’in Paris’ten yakın oda arkadaşı ve Valdögraz Askeri Tıp Akademisi’nde Osmanlı devleti adına okuyan meşhur hürriyet mücahidi Tıbbıyeli Mazlum’un yaşlılığında dizi dibinde arkadaşı Hasan Tahsin’i bana anlattığı günlerin üzerinden tam 40 yıl geçti. Konuşmaları teybimde hala duruyor. Beynimde ise aynen yankılanıyor. Eşi Nimet teyzenin getirdiği demli çaylarımızı içtiğimiz bir gün Mazlum Boysan Paşa (Emekli Askeri Doktor Tümgeneral, Atatürk’ün doktorlarından) Paris’te hafta sonralarında Hasan Tahsin ile birlikte müzeleri gezdiklerini anlatmıştı. Bir gün Fransız Ordusunun yaptığı savaşta yenilip geri çekilen ordunun önüne doğru atılan elinde bayraklı bir Fransız gencini bir büyük tabloda Louvre Müzesi’nde uzun uzun inceleyen Hasan Tahsin, arkadaşı Mazlum’a dönerek “Allah, bana milletim için şehit olmayı nasip etsin” demiş ve ağlamıştı.
Yine başka bir hatıra.. 2009 yılı Mayıs sayısında Hasan Tahsin’i konu eden Toplumsal Tarih dergisine göz atalım. Ve günümüzde Hasan Tahsin üzerine yapılan araştırmaların öncüsü, bu yönde üstün emek veren sevgili tarihçi kardeşim Y,Doç.Dr.Ahmet Efendioğlu’nun yayınladığı bir belgeyi inceleyelim.
Hasan Tahsin tarafından vurulan İngiliz Ajanı Noel Buxton, iyileştikten sonra hapishaneye gider ve Hasan Tahsin ile görüşür. İşte o gürüşmenin bir bölümünü Noel Buxton’un hatıralarından sunalım.
Buxton: - Neden bizi öldürmeye çalıştın?
Mahkum: - Amacım bir ders vermek ve cezalandırmaktı. Türklerin boyun eğmeyeceklerini göstermek istedim. Türklerin düşmanlarını bağışlamayacağını gösterdim.
Buxton: - Ülkene bizi öldürmekle nasıl faydan olacaktı?..
Mahkum: - Türk halkını cesaretlendirecektim. Onları mukavemet için teşvik edecektim. Ve bu hareket nesiller boyu hatırlanacaktı.
Görüldüğü gibi Hasan Tahsin kendini bir Türklük fedaisi olmaya çoktan hazırlamıştı..
3-Hasan Tahsin’in ilk kurşunu aynı zamanda bir insan hakları savaşçısının kurşunudur.
Onun gazetesi “Hukuk-u Beşer” ne anlama geliyor?.. Aynen gazetesinin ismi günümüze uyarlarsak “İnsan Hakları” demektir. Başlığın altında “İnsan hukukunun savunucusu, gerçeklerden ayrılmayan, hür bağımsız gazetedir. Genç idealistlere sahifeleri açıktır” yazmaktadır. Hasan Tahsin, bu gazetedeki yazılarında daima insanlığın sömürgecilere, zalimlere, despotlara karşı mücadelesini desteklemiş ve sahiplenmiştir.
4-Hasan Tahsin’in ilk kurşunu son olarak, tam bir sosyalist direniş kurşunudur.
Çünkü Hasan Tahsin kendini bir “Osmanlı Sosyalisti” olarak tarif etmiş, bu yönde yazılar yazmıştır. Eşitlikçi, halkçı, haktan yana, mazlumdan yana yanardağ gibi yanan yüreğinin ateşini coşkulu yazılarında kağıda dökmemiş midir?
İşte 22 Mart 1919 tarihli “Alt Tabaka” yazısı’nı aynen okuyalım:
“- Biz ki Osmanlı sosyalistleriyiz.. Bizim iki amalımız (emelimiz) vardır. Biri sınıfı zalimiyeyi hak vermeye icbar etmek, ötekisi sınıfı mazlumiyeyi istihsal hakkına muktedir kılmak..
Hasan Tahsin sınıf kelimesini 1919’larda kullanmakta ve zalim sınıfların hak vermeye zorlanmasını, mazlum sınıfların ise üretim hakkına kavuşmasını arzumaktadır. Bu yazdıkları sosyalizmin alfabesidir.
Neden bunları yazmıştır?
Çünkü 2.Meşrutiyet’ten sonra gönderildiği Paris’te Belçikalı sosyalist lider Van Der Velde’nin Sorbonne’daki Vakans kurslarına katılmış, büyük Fransız sosyalisti Jean Jaures’e hayranlık duymuş ve onunla tanışarak ilişki kurmuştur. Yine Hukuk’u Beşer gazetesinde yazdığı demokratik sosyalist ama anti-Bolşevik ifadeleri özellikle dikkatle incelenmelidir. Yine Troçki üzerine çözümlemeleri ilginçtir. Bu yazıları yazarken İzmir’de ona “Bolşevik” suçlaması yapılmıştır. Köylü gazetesi bundan başrolü oynadı. Köylü Başyazarı Mehmet Refet’e göre (daha sonra vatan haini 150’liklerden oldu ), Hasan Tahsin kızkardeşi Melek hanımı başı açık olarak Frenk sinemasını götürdüğü için alenen Bolşeviklik propagandası (!) yapmakta idi..
Hasan Tahsin’in ilk kurşunları, hem İslam için..
Hem Türklük için..
Hem insan hakları için..
Hem de sosyalizm için atılmış kurşunlardır..
Toplam olarak anti-emperyalist kurşunlardır.
Bu kurşunlar Yunan’a değil, öncelikle Yunan’ın arkasındaki “Emperyalizm”in tam alnına sıkılmış ve mazlum halkların Emperyalizme karşı dünyada zafere ulaşan ilk şanlı kurtuluş savaşının kıvılcımı olmuştur.
Bu bakımdan hem mili, hem evrenseldir..
GERÇEK DÜŞMAN EMPERYALİZM
İzmir’i Emperyalizm işgal etmiştir..
Neden?..
Anlatalım..
İzmir’i Yunanistan’a veren “Paris Barış Konferansı”, 5 Mayıs 1919’da toplanmıştır. Masanın başına ABD Başkanı Wilson, karşısına ise İngiltere Başbakanı Lloyd George oturmuş, yanlarına ise Fransa Başbakanı Clemensou ve İtalya Başbakanı Orlando yerleşmiştir.. Birkaç gün tartıştıktan sonra 12 Mayıs günü, Yunanlılara İzmir’i verdiklerini açıklamışlardır.
Selanik ve Pire’den hareket eden 16 asker taşıma şilebi dahil olmak üzere 30 savaş gemilik, toplam 46 parçalık işgal donanmasında yer alan, 4-3 bacalı büyük zırhlı ve 2-1 bacalı muhriplerin ve dretnotların isimleri şunlardır:
Donanma İzmir açıklarında hilal şekline bürünmüş ve şu şekilde bir yerleşim oluşturmuştur:
a) En sağda: Amerikan Savaş gemileri: Dyler, Manley, Arizona zırhlıları
b) ABD yanında: İngilis Savaş gemileri: M.29, M.22, İron Duke, Adventure, Mimosa, Centour, Victoria zırhlı ve muhripleri..
c) En solda: Fransız Savaş gemileri: France, Paris, Lorraine ve Ernest Renan zırhlı ve muhripleri..
d) Fransa donanmasının yanıbaşında: İtalyan Savaş Gemileri: Artigliera, Duilo, Emanuela, Vittoria zırhlı ve muhripleri.
e) Tam ortada ileriye doğru: Yunan Savaş gemileri: Neagenes, Thetis, Lemnos, Aeler, Leon, Kılkıs, Patris, Temistokles, Antronitos ve meşhur amiral gemisi Averoff başta olmak üzere zırhlı ve muhripler..
İşte bu Emperyalist Donanmanın desteklediği Yunan Orduları 15 Mayıs 1919 sabahı karaya çıkmışlardır. Bu bakımdan Yunan sancaktarı ve yanıbaşındaki iki askere Hasan Tahsin Bey tarafından sıkılan kurşunlar, gerçekte bu donanmaya, yani temsil ettiği Emperyalizm’e karşı sıkılmıştır.
Emperyalizm’e karşı zafere ulaşan ilk şanlı kurtuluş savaşı 15 Mayıs sabahı İzmir’de başlamıştır. Kuvayı Milliye’nin başlamasının tam 90. Yıldönümünde bunu vurgulamalıyız.. Biz İzmirliler, işgal edilmekle ve ilk kurşunu sıkmakla bir evrensel kurtuluş savaşını başlatmış, 9 Eylül 1922’de Emperyalizm’den kurtulmakla da o kurtuluş savaşını sona erdirmiş bir kentin çocuklarıyız..
İzmir olarak, “15 Mayıs” ile “9 Eylül” tarihleri kimliğimizi perçinleyen en önemli tarihi simgelerdir.
HASAN TAHSİN’İ SAVUNALIM
Hasan Tahsin böylesine anti-emperyalist ve yurtsever bir gazetecidir. Prof. Salih Özbaran 1 Şubat 2009 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı “Medya Tarihçiliği” yazısında ulusal devletimizi ve tarihi kimliğimizi kemiren ve yok etmek isteyen bir Medya Tarihçiliğinin ortaya çıktığını, çok etkin ve saldırgan olduğunun altını çizmişti. Sağolsun.. Haklıdır.
Türk Devrimi’ne karşı konuşlanan Emperyalizm’in hizmetindeki bir Ermenici-Megalo İdea’cı, Avrupacı, bölücü, etnikçi, anti Atatürkçü bir kozmopolit tarih anlayışı, tüm ulusal değerlerimize saldırdığı gibi Hasan Tahsin’e karşı da, “Bolşevik, Yahudi dönmesi, ilk kurşunu atmadı, anarşist” gibi suçlamalar getirerek onu halkın gözünden düşürmeye çalışmaktadır. Aynı tarih anlayışı, 9 Eylül’den sonra İzmir’i Mustafa Kemal Paşa’nın yaktırdığını, bu yüzden yeni bir soykırım suçlamasının Türklere yöneltilmesi gerektiğini savunuyor. İzmir’de bu tarih tezine yönelik Batı ajanlarınca kaleme alınmış şık kitaplar yayınlanıyor. İzmir’i berhava eden Yunan İşgalcilerini Kordonboyu’nda takdis ederek karşılayan tahrikçi ve büyük Türk düşmanı Ortodoks Rum Metropoliti Hirisostomos’u bile ustaca öven kitaplar, İzmir’de basılıp kaymak tabakaya reklamı yapılabiliyor.
Cepheler artık apaçık bellidir.. Tıpkı 1919’daki gibi..
Biz, Hasan Tahsin’i şanlı bir anti-emperyalist olarak görüyoruz. Bizim yüreğimizde o, Sütçü İmamlar, Karayılan’lar, Şahinbey’ler, Yörük Ali Efeler, Gökçen efeler ve Topal Osman’lar, Mustafa Kemal’in kahraman halk savaşçıları ile yan yanadır. Hasan Tahsin, Kuvayı Milliye’nin şanlı ve de hüzün verici bir sembolüdür..
Onu eleştirenlere sorarız..
Anti-emperyalist misiniz?..
Evet derseniz, oturup konuşuruz, belgeleri tartışırız. Yanlışımız varsa düzeltiriz.
Hayır derseniz?..
Emperyalizm’e karşı değilim derseniz?..
O zaman işgal donanmasına bindiniz demektir..
İşler sizin açınızdan rast giderse.. Yine bir kara gün, İzmir’in Kordonboyu’nda bir “yeni ilk kurşun” da buluşmak üzere!..
Destek Allah’tan, iman Kuvayı Milliye’den, dua milletten olsun!
PANELDEKİ DİĞER KONUŞMACILAR NE DEDİ?
Ege Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Arıkan, işgalden önceki İzmir hakkında bilgiler verdi. İzmir’in o dönemdeki sosyo- kültürel ve ekonomik yaşamına ilişkin belgeler sunan Arıkan, İzmir’de tutuşan ateşin tüm Anadolu kentlerini sardığını söyledi. Arıkan, işgalci devletlerin amacının İzmir’i tamamen Rumlaştırmak olduğuna değinerek, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e bir direnme ruhu doğduğunu söyledi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Ahmet Mehmetefendioğlu ise, gerçek adı Osman Nevres olan Hasan Tahsin’in hayatından önemli kesitler ile kimlik bilgilerini içeren bir sunum yaptı. Mehmetefendioğlu, “Silahçı Hasan Tahsin’in görev kimliğini alan Osman Nevres, Teşkilat-ı Mahsusiye için görev yapmaktaydı. Milliyetçi, vatanperver Tahsin, Balkan Savaşları’nın çıkmasında önemli rol oynayan Buxton Kardeşler’in suikastıyla görevlendirilmişti. Romanya’da gerçekleştirdiği suikast ve arkasından gelen cezaevi günleri sonrasında Hasan Tahsin, 1918 yılında İzmir’e özel bir görevle geldi ve çalışmalarını sürdürürken Hukuk-u Beşer Gazetesi’ni yayınladı. Tahsin, işgal kuvvetleri İzmir’e girdiğinde düşmana ilk kurşunu atarak şehit edildi. Kesin olmayan bilgilere göre cenazesi ailesi tarafından Harmandalı’da bir yakınlarının çiftliğine gömüldü ve gıyabi mezarı İstanbul’da yapıldı” dedi.
|