|
|
Her deneyde bir hata payı olur. Hele ki şiirde...
Gurbet duygusu, sanki doğduğumuz andan itibaren çöreklenir ruhumuzun bir köşesine. Bazen insan kendini öz yurdunda bile gurbette hisseder. Derin felsefeye girersek, tasavvuf erbabı bu dünyayı bile gurbet sayar.
Hal böyle olunca estetik beğenilerimizi besleyen müzikten şiire, resimden romana, güzel sanatların hemen hemen tüm alanlarında, gurbet duygusunun önemli esin kaynaklarından biri olduğunu görürüz. Özellikle de sanatçı yelpazesinin en duyarlı renkleri olan şairlerde:
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık.
Faruk Nafiz Çamlıbel'in yüreğini yakan gurbet duygusu, bakınız büyük usta Karacaoğlan'a neler söyletiyor:
Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Zalim gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez.
Cumhuriyet dönemi şairlerimizden Kemalettin Kamu işi daha da ileri götürüyor:
Ne bir arzum, ne emelim
Yaralanmış bir elim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde.
Gurbeti "kalabalıklar içinde yalnızlık" anlamıyla alırsak doğrudur. Kabil, Ademoğlu'nun işlediği ilk cinayetle, sadece Habil'i öldürmedi. Dışımızdaki kadar, içimizdeki kalabalığı da öldürdü. İşte o günden beri eğer içimizdeki yalnızlık, dışarıdaki kalabalığa baskınsa, nereye gitsek orası gurbet oldu. Özellikle her şair, bizlere göre daha yalnızdır, kalabalıklar içinde bile ruhunun gurbetlerindedir. Ancak günümüzde gurbet duygusu eskisi kadar da baskın değil. Çünkü gelişen, hızlanan ulaşım araçları, iletişim olanakları gurbet olgusunu törpüleyince, o duygu da tarazlanıyor ister istemez. Ayrılık acısı çeken kişi, artık biniyor uçağa, nerede olursa olsun, birkaç saat içinde kavuşuyor sevdiğine, özlediğine. Olmadı telefondaki bir tuşun ötesinde sesleri. Yine mi yetmedi, geç kameralı bilgisayar ekranının karşısına, sen konuş görüntünle, gülen yüzünle; o dinlesin. O konuşsun, sen dinle ve seyret gül cemalini... Gerçi hiçbir teknoloji, sevdiğimizin, ne bileyim, saçını okşamak olanağını sağlamıyor ama...
GELELİM SADEDE: TALU ŞİİRLERİ
Bana bunları yazdıransa, geleneksel gurbet tanımı içinde yaşamasa da, eğitimi nedeniyle yaşamını İtalya'da sürdüren genç bir şairimizin, Çiğdem Talu'nun dizeleri oldu. Çiğdem Talu, 20 yıllık kısacık yaşamına çocuk olmak, Galatasaray İlköğretim Okulu ve Galatasaray Lisesi'ni bitirmek, Milano Teknik Üniversitesi'nin Mimarlık Bölümü'nü "bitirmek üzere olmak" ve aynı kentte yüksek lisans yapmaya karar vermek, duvar gazetelerinde de olsa gazeteciliğe bulaşmak, Mimar Sinan'da 4 yıl keman ve solfej eğitimi almak, Fransızca tiyatro oyunlarında oynamak, fotoğrafçılık, edebiyata olan yoğun ilgiyi sığdırmış.
Ve beni en çok ilgilendireni de 7 yıldır şiir yazdığını belirtmesi, iyi bir şair olma iddia ve hayalleri... Bütün bunlar, yani uğraşı alanlarının tümü, gerçekten emek ve sıkı bir disiplin isteyen alanlar. Özellikle şiirde disiplin olgusu diğerlerinin üstünde. Sadece disiplinli olmak yetmiyor, şairler okyanusuna dalıp, habire, ömrün yettikçe, geçmişten günümüze "ustaları" okuman gerekiyor.
IŞILTIDAN BÜTÜNE
 | | | |