|
|
|
|
EVLİLİK Mİ, EVCİLİK Mİ, EVLENCELİK Mİ?
Hani bazıları vardır ”Aaa kültürü düşük program onlar, hayatta izlemem” dese de evlilik programlarını hiç kaçırmadan izler ya, ben bu konuda da açık sözlüyüm. Evdekiler karşı çıksa da ben evlilik programlarını izliyorum. İzliyorum ama hele sorun, hani neden izliyorum?
Bir kere bu programların evli kesime hitap etmediği sanılabilir ama, programın içeriğine değil kişilerin neler yaşadığına bakarsanız olan biten aslında herkese hitap ediyor. Yetişkinlerden çocuklara kadar herkese. Evet herkese hitap ediyor. Örnek mi?. Bir bey diyor ki “Eşim tam 20 sene akşam işten geldiğimde beni gece yattığı pijamaları ile karşıladı”. Erkeklerin çoğu bundan şikâyet ediyor sanki, bakımsız ev hanımları. Başka bir bayan ”Bana kocam hep çevresindeki bayanları övdü, bir gün olsun seninle gurur duyuyorum demedi” diyerek pek çok bayanın, eşinin ilgisizliğinden yakınmasını dile getiriyor.
Bir baba ”Hastaydım, evde bir hafta yalnız yattım, 3 evladım var biri gelip kapımı çalmadı,” diyerek hayat telaşındaki evlatların aile büyüklerine olan ilgi eksikliğine dikkat çekti. Bir teyze ”Evde tek başıma öleceğim diye korkuyorum” diyerek, yalnız yaşayan pek çok yaşlının ortak korkusuna değindi. Bir anneanne ”Torunum benim için ölsede kurtulsak, dedi kahroldum, gidecek başka yerim de yok, evleneyim bari dedim” diyerek genç neslin duyarsızlığına dikkat çekti. Örnekler o kadar çok ki, her aklıma geleni yazsam Esra Erol’un kitabına rakip bir eser çıkar ortaya. O yüzden fazla örnek vermeyeceğim. Demek istediğim şu, belki içerik olarak bize hitap etmeyen programlar bunlar ama kişiler gerçek, hayatlar gerçek, yaşananlar gerçekse, içinden bir şeyler almanın ihtimali yok mu? Temcit pilavı gibi yayınlanan içeriği belli olmayan, hiç bir mesaj içermeyen dizileri seyretmek yerine bu programları seyredip yaşanmış insan anlatı’larından bir şeyler duymak bana daha mantıklı geliyor. Dört yıl süren psikoloji eğitimi aldığım için ben daha çok psikolojik durumları düşünerek seyrediyorum bu programları. Ve iki farklı kanalda izliyorum. Kanalın birinde tuvaletin camına sıkışıp ünlü olan kişi var. Buna A diyelim, diğerinde kendi programında evlenen kişi var buna da B diyelim. A programında kişi reytinge önem verdiği için insanların geçmişini deşme derdinde. Yanında yer alan yorumcuların!! desteği ile programı sürdürüyor ve empati gücü ne yazık ki sıfır. Karşısındaki insan ağlaya ağlaya helak olurken o ”Bak anlat işte rahatlarsın” diyecek kadar duygusuz. İnsanlar acımasızca birbirlerini eleştirip, bağırıp çağırmalarına seyirci kalıp, gelen misafir karşısında küçük düşürülmesine göz yumarak işini yaptığını sanıyor. Gelen kişilerin yeterince araştırılmaması sonucu yaşanan sorunları ”Ay ne yapalım canım, herkesin herşeyini bilemeyiz ki..” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Ona güvenip gelen yabancı uyruklu kişilerin mağduriyetine ”Sanki ben mi sana git dedim?”diyerek saldırmayı görev biliyor. Bu mağduriyet de öyle böyle değil, bayanı seninle evleneceğim diyerek pazarlamaya çalışıyor adamın biri. Bayan olayı anlatıp gözyaşlarına boğulurken sunucu ”Ne oldu, ne yaptı, ne dedi” gibi kelimelerle olayı deşerken katılımcının psikolojisi gözardı ediliyor. Yorumcu nitelikli ama saldırıyı yorum sanan vatandaşlar yabancı uyruklu bayanı suçluyor ”Ne işin vardı tanımadığın adamın evinde, neden gittin” havasındalar. Bayan savunmaya giriyor “Yatacak yerim yoktu, güvendim”. Bayan baygınlık geçirene kadar sürüyor saldırı. Reyting tavan yaptı mı yaptı. Gerisi önemli değil hadi bakalım şimdi oyun havası eşliğinde reklamlar. B nin programında hem avukat hem psikolog var. A ya nazaran seviye daha yüksek. Katılımcılar daha bir aklı başında daha özenle seçilmiş. Reyting ihtiyacı olmadığından daha bir eğlenceli. Mavi su şişesi kapağı toplamaya özendirmekten tutun, köy okullarına kitap toplamaya kadar yapılan pek çok sosyal faaliyeti var. En güzeli evlenmeye gelen 20 yaş altı bayanları dövmekten beter edip okumaya yönlendirmesi. Bağıra çağıra “Önce oku, ayakların üzerinde durmayı öğren sonra koca istemeye gel” diyecek kadar abla, “Ben sana kalacak güvenli bir yer sağlayacağım,” diyecek kadar anne. Belki bu yüzden bu tür programları çok yönlü ele almak lazım. Evlilik programı yapmak ne kadar doğru tartışılır. Ben önce çok kızıyordum. Hatta bunu edepsizlik olarak bile yorumlamıştım. Ama bir gün dedem yaşında bir beyin ağlayarak anlattıklarını dinleyince, yanlış insana para kaptıracağına burada arkası araştırılmış kişi ile evlenmeleri uygun bulmaya başladım. Engelli katılımcıların gözlerindeki mutluluğu görünce biraz daha hak verdim. Tekerlekli sandalyede, ya da görme engeli olduğu için çevreyle fazla bağlantısı olmayan kişiler için nasıl bir umut kapısı olduğunu gördüm. Ama hâlâ gencecik bayanların evlenme uğruna oraya çıkmasını kabul edemiyorum. Kurtuluşu evlilik sanmalarını hiç anlamıyorum.Gerçi program sunucusu bunu çok sık dile getiriyor, ne kadar zor olursa olsun ana- baba ocağından daha güvenli yer olmadığını anlatıyor ama ne yazık ki her gün bir başka acı hikaye ekranlarda yer alıyor. Bence anneler zaman zaman kızları ile bu programları seyretmeli. O yalan aşklarla, güzel arabalar, evler, kıyafetlerle süslü yalan hayatlardan oluşan dizileri seyretmek yerine aşk sanarak başlayan hüsranla biten gerçek hayat hikayelerini seyretmeliler ve çocuklarına gerçek hayatlardan örnek vererek onlara doğru yolu göstermeliler. Kendisi 17 yaşında, 35 yaşında evli bir erkekten çocuk bekleyen genç kızı gösterip bunun o kız üzerindeki etkisini, davranışın yanlışlığını, aşk ile hevesin farkını konuşmak belki kuru öğütlerden daha etkili olabilir. Ben bir şeyi seyrederken de yazarken de son karede, son noktada bir ders olsun istiyorum. Hani diyorlar ya geçen zaman geri gelmiyor, bari geçirdiğimiz zaman boş geçmesin istiyorum. Bunu da en çok çocuklarımız için istiyorum. Biz artık öyle ya da böyle hayatla yüzleştik, deneyimlerden dersimizi aldık. Bazen canımız çok acıyarak, bazen hayal kırıklığı ile, bazen ağlayarak, bazen gülümseyerek. Elbette onlar da herşeyi yaşayarak öğrenecekler ama, aldıkları yara sayısı ne kadar az olursa hayattan aldıkları zevk o kadar çok olacak unutmayalım.
BEYHAN BİÇKİN
|
| Yazının Yorumları |
Recep
-
Belçika
diyorki :
"
Fikirlerinizle hemfikirim
" |
|
Yazacaklarım başlıkta gizli. Teşekkürler Beyhan Hanım |
27.12.2011 23:07:37 |
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
|
|
|
|
POLİSE VURMAYIN EFENDİLER! |||
Oldum olası çocuklarını polisle korkutan annelere sinir olmuşumdur, çocuğunu eğitme becerisine sahip olamadıklarından polisi korkutucu olarak kullanırlar.
|
|
ŞAMPİYONNN CİMBOMMMM |||
Taraf tut, takımını destekle, ama bütün becerisi 90 dakika bir topun peşinde koşmak olanlar için kalp krizi geçirip ölme...
|
|
SOSYAL DEVLET Mİ? BİZ Mi? HA HA HA!!! |||
Zorunlu eğitim dışında eğitim alamamış gençlerin devam ettiği üretim okullarına gidenler maaş da alıyor. Ne maaşı mı diyorsunuz? Buyrun okumaya devam edin.
|
|
Sosyal Devlet Dediğin |||
25 yaş altı, zorunlu eğitimden sonra herhangi bir eğitim almamış gençlerin kişisel, sosyal ve mesleki gelişimlerine yardımcı olmak bu okulların amacı.
|
|
Atatürk Tivole'deydi |||
Tivoli Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın kalbi gibidir. Danimarka’ya gelenler Kopenhag’ı ve Tivoli’yi görmeden dönmezler ülkelerine.
|
|
BANA HABER VERMEDEN GEÇEN SENELER |||
Ben hiç bir zaman yaşımı sorun etmedim. Neden olarak da ”seneler bana sormadan geçiyor bana ne, ne halleri varsa görsünler” dedim.
|
|
ŞİKAYET ETMEYİ ÇOK SEVİYORUM |||
Danimarka’da sevdiğim bir sistemi anlatacağım size. Aslında yukarılardan birilerinin de okumasını isterdim ki sosyal devletin ne olduğunu anlasınlar.
|
|
KIRILAN HAYALLER TAMİR EDİLİR Mİ? |||
Nedir hayal kırıklığının nedeni? Beklentiler mi? Beklenmedik gelişmeler mi? Çok şey istemek mi? Hiç bir şey istememek mi? Yoksa hepsi birden mi?
|
|
Bana biraz müsaade |||
1986 yılından beri Danimarka- dayım. Ve her tatilde Türkiye’me koştum. Ve hep derim hiç bir kuvvet beni vatanımdan uzak tutamaz.
|
|
HAYDİ BUYRUN İZDİHAMA |||
İzdiham, polisi ayağa kaldıracak kadar önemliyse, konusu da çok önemli olmalı değil mi? Ama Ama nerede bizde o şans..
|
|
SAĞIM SOLUM SOBE, HANİ DEVLET NEREDE? |||
Ödemişli 26 ev hanımı 7 ay çalışıp didinip kooperatif kurmuşlar. “Helal olsun işte benim memleketimin kadını” dedim. Ata’mın dediği gibi “Övün, çalış, güven”.
|
|
BU SİGARANIN ZARARLARI BİTMEZ |||
Babam sigaraya hep karşıdır. Çok sorunlu dönemlerde tek tük içtiklerini saymazsak ömrünü sigara içmeden geçirdi.
|
|
Şehitleri Anma Günü olmaz |||
Gözünün içine bakarak büyüttüğü yavrusunu vatan için toprağa veren annenin ciğeri her gün yanıyorsa, şehitleri bir gün değil her gün anmalıyız.
|
|
EVET EĞİTİM ŞART |||
Her şeyde eğitim şart diyoruz ama eğitim sadece okulda olmaz. Hele her Eğitim Bakanı ile değişen eğitim sistemi ile hiç olmaz.
|
|
KÂBUS GERİ DÖNDÜ |||
Psikolojileri darmadağın. Yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattırıp onları milyonlar önünde rezil etmenin anlamı ne?
|
|
KADINLAR GÜNÜ… |||
Evet bildiniz ben Kadınlar Günü kutlamasına da karşıyım.
|
|
|
|
BEKLİYORUZ |||
Patronun bize iyi davranmasını bekliyoruz, ama tek çalışanın biz olmadığımızı düşünmüyoruz. Daha az çalışıp maaşa zam yapılmasını bekliyoruz..
|
|
POLYANNA VE İÇİMİZDEKİ ÇOCUK |||
İki farklı pil takıyorlar, biri yürüyüp gidiyor diğeri yarı yolda kalıyor. Acaba diyorum bazılarımızda yanlış pil mi takılı,
|
|
DALDAN DALA |||
Yazacaklarım bu lafı söyleyen kişi ile ilgili değil. Bugün sadece dil konusunda biraz oradan biraz buradan yazmak istedim.
|
|
UNUTMAK İSTEMİYORUM |||
Hayatın ne kadar acımasız olabileceğini canım yakışıklım Fahrettin dayımı yitirdiğimizde anladım. Bu ilk yakın kaybımızdı.
|
|
|
|
|
|
BENİM BİR MELEĞİM VAR |||
Mutlaka herkesin bir meleği vardır ama benim meleğim başka, çünkü o gerçek bir melek.
|
|
|
|
Zaman İçinde Bir Gezinti.. |||
Yıl 1993. Bir sabah kalktık acı haber... Gazeteci yazar Uğur Mumcu'yu arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla kaybettik.
|
|
|
|
HERŞEYİ BEN BİLİRİM |||
Hangi konuda olursa olsun ağzınızı açtığınız anda bu kişi konuşmaya dahil olur ve başlar anlatmaya.
|
|
|
|
Yılbaşı Çılgınlığı |||
Bir tutturdular yeni yıl da yeni yıl. Ne olacak ki, yeni yıla girince ne değişecek. Kadına şiddet mi duracak, anneler ağlamayacak mı.
|
|
|
|
YEŞEREN BİR HAYAT NASIL YOKEDİLİR |||
Beyhan Biçkin, gurbetçi bir genç kızın evlilik hikayesini yazdı. Üniversiteye gidebilmesi için akrabasıyla evlendirme öyküsünü sizlerle paylaştı.
|
|
ÇEVRE TEMİZLİĞİ AŞISI VAR MI? |||
Yere çöp atanı görünce homurdanırız, ama korkudan ‘arkadaşım yere attığın o çöpü özleyen bir çöp tenekesi var şurada’ diyemeyiz.
|
|
GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI ZOR |||
Zaman zaman hepimiz içimizden ’ ah bi avrupaya gitsem başka şey istemem’ diye geçiririz. Sanırız ki avrupa açmış kucağını bizi bekliyor.
|
|
|
|
Baba bırakma beni |||
Öğrenci gurbette doğdu. Babaanne büyüttü. Ne Türkçe ne de Danimarkaca biliyordu. Okul zamanı geldi ve çocuğu yönetim geri zekalı sanıp pedagoga verdi...
|
|
BABA BIRAKMA BENİ-2 |||
Beyhan Biçkin gerçek bir gurbetçi dramını kaleme aldı. Dil bilmeden okula giden Mahzun'un çilesini yazmaya devam etti.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|