|
|
|
|
MAHZUN BİR YILDIZDI KAYDI, BEN KAYBETTİM
Demokrasisi ve insan haklarına verdiği önemle övünen ülkede doğan Mahzun dil bilmediği için zeka özürlü muamelesi görmeye devam ederken, günler aylar da geçiyor, geçiyordu.
Mahzun’un pedagogu tanıdıklarından öğrendiği ne kadar kürtçe kelime, cümle varsa söylüyor, Mahzun bundan çok büyük zevk alıyordu. Böylece bir dili bilmemenin eksiklik olmadığını anlayan Mahzun yavaş yavaş Türkçe konuşmaya, Danimarkaca bir kaç kelimeyi söylemeye başladı.
Pedagog hazırladığı raporda, Mahzun’da gelişim bozukluğu olmadığını ama, büyük bir dil eksikliği olduğunu yazdı. Bu dil eksikliği onun iletişim sorununu doğuruyor, iletişimi sözlü sağlayamayınca da saldırganlaşıyordu çocuk. Ailenin kültürü gereği çocuğa evde hiç bir şey yaptırılmadığını bu yüzden de motoriğinin pek gelişmediğini ekledi rapora. Çünkü öğretmeni Mahzun’un makas tutmayı bile bilmediğini söyleyerek onu artık başka sınıfa almaları gerektiğini bildirmişti müdüre.
Kısa sürede Mahzun sayıları, renkleri ve harfleri öğrenmişti. Ama Danimarkacası hala yeterli değildi. İkisi de büyük çaba harcıyorlardı ama aksilikler onları bırakmıyordu. Önce baba, pedagogu Mahzun’a inatla Türkçe öğrettiği için okul yönetimine şikayet etti, sonra yönetim Mahzun’a destek olan pedagogun çalışma saatlerinin dolduğunu artık Mahzun’un yola tek başına devam etmesi gerektiğini bildirdi.
Elbette babanın şikayeti sonuç vermedi. Çünkü Mahzun’un Danimarkacayı öğrenmesi için Türkçe’yi de öğrenmesi gerekiyordu. Ama okul yönetimi pedagoga, Mahzun ile ilgilenmesi için daha fazla saat vermedi ve Mahzun istemeye istemeye sınıfa artık tek başına girmeye başladı. Pedagogu da yeni çocuğu ile ilgilenmeye. Tenefüslerde pedagogu ile buluşuyor, okulun bahçesinde dört yapraklı yonca arayıp eğleniyorlardı. Ders zili çalınca tekrar sınıflarına dönüyorlardı.
Okuldan çıkar çıkmaz etüt saatinde pedagoguna koşuyor önce derslerini yapıyor sonra motoriğini geliştirecek işler yapıyordu. Babasının tüm engelleme çabalarına karşın, annesine kumaştan çanta dikiyordu, kız kardeşine boncukları ipe dizerek kolye yapıyordu.
Aksilikler yakalarını bırakmıyor dedik ya, bir gün mahzun’un pedagogu iş kazası geçirdi. Bir anne ile konuştuğu sırada onu seven çocuklarından biri süpriz olsun diye arkasından üzerine zıplayınca birlikte yere düştüler, çocuğun üzerine düşmemek için pedagogun yaptığı yanlış hareket beline büyük zarar verdi ve pedagog uzun süre işe gidemedi.
Aklı hep okulda çocuklarında özellikle de Mahzun’daydı. Telefonlaşmalar sırasında Mahzun’un çok yaramazlık yaptığını, derslerde sorun yaşandığını duydukca kahroluyordu. Doktorların verdiği rapor süresinin bitmesini bekleyemedi ve işe aslında çocuklarına geri döndü.
Buna en çok Mahzun sevinmişti. O hırçın çocuk gitmiş yerine başka çocuk gelmişti sanki. Danimarkalılar bunu özel ilgiye muhtaçlık olarak yorumlasa da pedagogu biliyordu ki bunun adı sadece sevgi, ilgi ve insanca yaklaşım idi. Birlikte çalışmaya oynamaya devam ettiler. Yanyana bile olsalar birbirlerine mektup yazıyor, resimler yapıyorlardı. Mahzun artık yazı yazmayı da öğrenmişti.
Bir gün aktivite salonunda Mahzun masa tenisi oynamak istedi. Katlanabilir masayı birlikte salonun ortasına doğru iteklemeye başladılar, masayı katlı tutacak mandalın kırık olduğunu görmeden.
Pedagogu masanın Mahzun’un üzerine doğru düştüğünü görünce zaten zedelenmiş olan belini düşünmeden Mahzuna ‘ çabuk çekil’ derken düşmekte olan masayı tutmayı denedi.
Tuttu da ama, ne yazık ki beline aldığı ikinci darbe onun çocuklarından da Mahzun’dan da ayrılmasına neden oldu. Okul yüklü bir ceza ödedi iş kazasına neden olduğu için. Ama bu neye yarardı ki.
Uzun zaman ayağa kalkamadı pedagogu Mahzun’un. Ayağa kalktı ve ilk fırsatta okula koştu.
Haberler üzücüydü, Mahzun özel sınıfa verilmişti, ve hiç kimseyle konuşmuyordu. Her fırsatta arkadaşlarını dövüyor oyuncaklara zarar veriyordu. Baba hala vakti olmadığı için, anne dil bilmediği için toplantılara gelmiyordu. Özel sınıfta çocuklara temel eğitim onları yormadan veriliyordu yani ne alırsa o. Eğer alamıyorsa zorlama, uğraşma yoktu. Kimsenin umursamadığı Mahzun da neredeyse hiç bir şey alamadan günlerini geçiriyordu.
Pedagogun geldiğini duyan mahzun koşarak sarıldı ona, uzun süre öyle kaldılar, pedagogu ağlayınca Mahzun da ağladı. Sonra söz verdiler hiç unutmayacaklardı birbirlerini.
Ben sözümü tuttum hala unutmadım Mahzun’umu.
Minik bir not. Bir okurum demiş ki ‘ suçlu kim’ benim niyetim bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Yani dili, dini, ırkı ne olursa olsun bir çocuğun mağduriyetini paylaşmak. Belki anavatanda olanlara uzak ama yurtdışında yaşayanlara çok tanıdık gelen bir olay bu. Amaç anne babaları çocuklarına karşı biraz daha yakın olmaya davet. Öyle, ya da böyle yaşam çarkının dişleri arasında çocuklarımızı unutturmamak, günde 5 dakika bile olsa zaman ayırarak onlara ‘ günün nasıl geçti’ sorusunu sordurabilmek.
BU YAZI BURADA BİTTİ.
BEYHAN BİÇKİN
|
| Yazının Yorumları |
Nurcan Çelik Yalun-Sırçaköşkler
-
İstanbul
diyorki :
"
Çok üzüldüm...
" |
|
Sevgili Beyhan, içim acıdı okurken. Sen elinden geleni yapmışsın. Maalesef bu kültür farklılıkları bir çok çocuğumuzu, gencimizi çaldı gurbette... Dil bilmeyen, okuma yazma bilmeyen insanları sen Avrupa'ya gönderiyorsun... Türkiyedekileri hadi bir nebze olsun 'pedagog' sağlanmasa da bir şekilde sarıp sarmalayabiliyoruz, ya dışardakiler? Yüreğine ,kalemine sağlık. Sevgiyle, ışıkla kal.
|
05.12.2011 01:39:47 |
|
Mehtap Cıtak
-
Antalya/Alanya
diyorki :
"
yuregıne saglık
" |
|
Merhaba,
Beyhan hanım yiıne cok guzel yazmısssın. cok guzel anlatmıssın. Yureğine kalemine saglık.
Mehtap |
04.12.2011 14:21:19 |
|
Hülya Sezgin
-
İzmir
diyorki :
"
Hüzün
" |
|
Hüzünlü ve bir o kadar da çarpıcı bir öykü. Eline, gönlüne sağlık Beyhan hanım... |
04.12.2011 09:36:13 |
|
Bağdat Bahar KELEŞ
-
İZMİR
diyorki :
"
Paylaşım
" |
|
Yurt dışında yüzlerce Mahzun var. Peki Türkiye deki Manzunlar... Bu yazı paylaşılır, okunur, yorumlar, katkılar, derken bir şeylerin değişimi için hareket başlar. Dilerim Manzunlar'ın anlayabilen, sorunlarını çözmek için uğraş veren eğitimciler çoğalsın.
Emeğine sağlık . Sevgiler. |
04.12.2011 08:23:42 |
|
Ayşen Kura-niyobe
-
İzmir
diyorki :
"
Mükemmel
" |
|
Çok etkileyici,, aynı oranda da düşündürücü bir yazıydı. Gönlünüz var olsun, kaleminiz avazı artarak devam etsin. Sevgilerimle. |
04.12.2011 02:06:49 |
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
|
|
|
|
POLİSE VURMAYIN EFENDİLER! |||
Oldum olası çocuklarını polisle korkutan annelere sinir olmuşumdur, çocuğunu eğitme becerisine sahip olamadıklarından polisi korkutucu olarak kullanırlar.
|
|
ŞAMPİYONNN CİMBOMMMM |||
Taraf tut, takımını destekle, ama bütün becerisi 90 dakika bir topun peşinde koşmak olanlar için kalp krizi geçirip ölme...
|
|
SOSYAL DEVLET Mİ? BİZ Mi? HA HA HA!!! |||
Zorunlu eğitim dışında eğitim alamamış gençlerin devam ettiği üretim okullarına gidenler maaş da alıyor. Ne maaşı mı diyorsunuz? Buyrun okumaya devam edin.
|
|
Sosyal Devlet Dediğin |||
25 yaş altı, zorunlu eğitimden sonra herhangi bir eğitim almamış gençlerin kişisel, sosyal ve mesleki gelişimlerine yardımcı olmak bu okulların amacı.
|
|
Atatürk Tivole'deydi |||
Tivoli Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın kalbi gibidir. Danimarka’ya gelenler Kopenhag’ı ve Tivoli’yi görmeden dönmezler ülkelerine.
|
|
BANA HABER VERMEDEN GEÇEN SENELER |||
Ben hiç bir zaman yaşımı sorun etmedim. Neden olarak da ”seneler bana sormadan geçiyor bana ne, ne halleri varsa görsünler” dedim.
|
|
ŞİKAYET ETMEYİ ÇOK SEVİYORUM |||
Danimarka’da sevdiğim bir sistemi anlatacağım size. Aslında yukarılardan birilerinin de okumasını isterdim ki sosyal devletin ne olduğunu anlasınlar.
|
|
KIRILAN HAYALLER TAMİR EDİLİR Mİ? |||
Nedir hayal kırıklığının nedeni? Beklentiler mi? Beklenmedik gelişmeler mi? Çok şey istemek mi? Hiç bir şey istememek mi? Yoksa hepsi birden mi?
|
|
Bana biraz müsaade |||
1986 yılından beri Danimarka- dayım. Ve her tatilde Türkiye’me koştum. Ve hep derim hiç bir kuvvet beni vatanımdan uzak tutamaz.
|
|
HAYDİ BUYRUN İZDİHAMA |||
İzdiham, polisi ayağa kaldıracak kadar önemliyse, konusu da çok önemli olmalı değil mi? Ama Ama nerede bizde o şans..
|
|
SAĞIM SOLUM SOBE, HANİ DEVLET NEREDE? |||
Ödemişli 26 ev hanımı 7 ay çalışıp didinip kooperatif kurmuşlar. “Helal olsun işte benim memleketimin kadını” dedim. Ata’mın dediği gibi “Övün, çalış, güven”.
|
|
BU SİGARANIN ZARARLARI BİTMEZ |||
Babam sigaraya hep karşıdır. Çok sorunlu dönemlerde tek tük içtiklerini saymazsak ömrünü sigara içmeden geçirdi.
|
|
Şehitleri Anma Günü olmaz |||
Gözünün içine bakarak büyüttüğü yavrusunu vatan için toprağa veren annenin ciğeri her gün yanıyorsa, şehitleri bir gün değil her gün anmalıyız.
|
|
EVET EĞİTİM ŞART |||
Her şeyde eğitim şart diyoruz ama eğitim sadece okulda olmaz. Hele her Eğitim Bakanı ile değişen eğitim sistemi ile hiç olmaz.
|
|
KÂBUS GERİ DÖNDÜ |||
Psikolojileri darmadağın. Yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattırıp onları milyonlar önünde rezil etmenin anlamı ne?
|
|
KADINLAR GÜNÜ… |||
Evet bildiniz ben Kadınlar Günü kutlamasına da karşıyım.
|
|
|
|
BEKLİYORUZ |||
Patronun bize iyi davranmasını bekliyoruz, ama tek çalışanın biz olmadığımızı düşünmüyoruz. Daha az çalışıp maaşa zam yapılmasını bekliyoruz..
|
|
POLYANNA VE İÇİMİZDEKİ ÇOCUK |||
İki farklı pil takıyorlar, biri yürüyüp gidiyor diğeri yarı yolda kalıyor. Acaba diyorum bazılarımızda yanlış pil mi takılı,
|
|
DALDAN DALA |||
Yazacaklarım bu lafı söyleyen kişi ile ilgili değil. Bugün sadece dil konusunda biraz oradan biraz buradan yazmak istedim.
|
|
UNUTMAK İSTEMİYORUM |||
Hayatın ne kadar acımasız olabileceğini canım yakışıklım Fahrettin dayımı yitirdiğimizde anladım. Bu ilk yakın kaybımızdı.
|
|
|
|
|
|
BENİM BİR MELEĞİM VAR |||
Mutlaka herkesin bir meleği vardır ama benim meleğim başka, çünkü o gerçek bir melek.
|
|
|
|
Zaman İçinde Bir Gezinti.. |||
Yıl 1993. Bir sabah kalktık acı haber... Gazeteci yazar Uğur Mumcu'yu arabasına yerleştirilen bombanın patlamasıyla kaybettik.
|
|
|
|
HERŞEYİ BEN BİLİRİM |||
Hangi konuda olursa olsun ağzınızı açtığınız anda bu kişi konuşmaya dahil olur ve başlar anlatmaya.
|
|
|
|
Yılbaşı Çılgınlığı |||
Bir tutturdular yeni yıl da yeni yıl. Ne olacak ki, yeni yıla girince ne değişecek. Kadına şiddet mi duracak, anneler ağlamayacak mı.
|
|
|
|
YEŞEREN BİR HAYAT NASIL YOKEDİLİR |||
Beyhan Biçkin, gurbetçi bir genç kızın evlilik hikayesini yazdı. Üniversiteye gidebilmesi için akrabasıyla evlendirme öyküsünü sizlerle paylaştı.
|
|
ÇEVRE TEMİZLİĞİ AŞISI VAR MI? |||
Yere çöp atanı görünce homurdanırız, ama korkudan ‘arkadaşım yere attığın o çöpü özleyen bir çöp tenekesi var şurada’ diyemeyiz.
|
|
GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI ZOR |||
Zaman zaman hepimiz içimizden ’ ah bi avrupaya gitsem başka şey istemem’ diye geçiririz. Sanırız ki avrupa açmış kucağını bizi bekliyor.
|
|
|
|
Baba bırakma beni |||
Öğrenci gurbette doğdu. Babaanne büyüttü. Ne Türkçe ne de Danimarkaca biliyordu. Okul zamanı geldi ve çocuğu yönetim geri zekalı sanıp pedagoga verdi...
|
|
BABA BIRAKMA BENİ-2 |||
Beyhan Biçkin gerçek bir gurbetçi dramını kaleme aldı. Dil bilmeden okula giden Mahzun'un çilesini yazmaya devam etti.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|