“Deprem ne zaman bitecek abi”!
Biz eski emekli gazeteciler ne yapıyoruz? Çalıştığımız zamanla bugünü karşılaştırıp sizlere dönemleri karşılaştırma olanaklarını sunuyoruz. Karar sizlerin tabii.
Seçim öncesinde ve sonrasında medya gerçek görevini yaptı mı? Yani tarafsız kalıp halkın çıkarlarını savundu mu?
Ne dersiniz bu soruya?
Sanki bana gerçek görevini yapmadı diyorsunuz gibi geldi.
Bence de.
Bu neyi doğuruyor?
Güvensizliği.
Son yıllarda medyaya güvensizlik, giderek hızla artıyor toplumda.
Neden bu güvensizlik?
O kadar çok nedeni var ki.
Dördüncü güç nerede kaldı, halkın gözü kulağı medya kulaksız gözsüz mü dolaşıyor? Yoksa halkın değil de başka birilerinin gözü kulağı mı oldu?
Bizler, eski gazeteciler “gazeteciyim” dediğimizde, her hangi bir toplulukta saygı görürdük.
Şimdilerde arabamızdaki basın kartını gören polis memurları bile burun kıvırıyor. Biz sizi iyi biliriz dercesine süzüyorlar bizleri.
Şöyle bir düşündüm eski dönemleri. Hani vardır, her meslekte tecrübeliler “bizim zamanımızda” diye başlarlar bir konuyu eleştireceklerse.
Hayır! Ben bizim zamanımızın çok daha iyi olduğunu söylemiyorum. Siyaset yapmıyorum.
Anlatmak istediğim farklı durum.
Bizim meslekte ne kadar güzel gazete yaparsanız yapın, zamanında gazeteyi okuyucuya ulaştıramazsanız bir işe yaramazdı.
Bu açıdan bu gün gazeteler eskiye oranda teknik olarak çok hızlı hazırlanıyor ve çok hızlı bir şekilde okuyucuya ulaşıyor. Ayrıca internet gazeteciliği ile de yarışmak zorundalar.
Peki neden 1970-1980 yılları arasında 700 bin civarında satan Hürriyet bugün 400 binler civarında satıyor?
Neden tüm gazetelerin tirajı 20 yıl önce 4 milyon civarında iken bugün yine o civarlarda?
Sanırım bu nedenlerin çok farklı cevapları vardır. Biz bu cevapları medyanın sosyologlarına bırakalım, bir anımı anlatarak güven konusuna biraz değinelim.
1976 - 1980 yılları arasında bir yıldı.
O yıllar Hürriyet’in gece yazı işleri ekibinde çalışıyordum.
Akşamüstü gazeteye, Cağaloğlu’ndaki binaya geldim. Yazı işlerine çıktım. Gündüz ekibi işlerini bitirmiş, gazetenin dönmesini bekliyor. Bugün yine öyle mi bilmiyorum ama gündüz ekibi taşra gazetesi dönmeden işi bırakmaz, gazete döner, prova baskı gelir. Gazete iyice okunur bir hata var mı diye bakılır. Gece ekibine gündüzden devam eden olaylar anlatılır. Ve gidilir. Gece ekibi de dönen gazeteyi inceler. Tek tek okur tüm haberleri. Zira gündüz gazeteye giren bir haber tekrar başka bir ajanstan gece gelebilir ve aynı haber iki ayrı yerde yayımlanabilir.
Bu meslek kazası çok kere olmuştur olmaya da devam etmektedir.
Neyse, lafı uzatmayalım.
Yazı işlerinde dönen gazeteyi okuduktan sonra gündüzden bırakılan haberlere başlık atmaya başladım.
Bilmeyenler için bir bilgi daha. Şehir içini ilgilendiren haberler taşraya verilmez. Gece şehir baskılarında kullanılır. Kullanılan haberin yerinde mutlak bir taşra haberi vardır. O çıkarılır, yerine şehir haberi girilir. Çok teknik bir bilgi ama bir haberin yerinde aynı gün 7-8 haber kullanmak mümkündür.
Sakin bir geceydi. Hürriyet’in Cağaloğlu’daki binasında yazı işlerinde büyük uzun bir masanın etrafında çalışıyorduk. O masanın tam ortasında oturuyorum. Önümde de telefonlar.
Birden masa sallanmaya başladı. “Ne oluyor” dedim.
Bazen bobin yüklü kamyon geçse önümüzden, sarsılırdı bina. Ama kamyon sesi yoktu ortalıklarda. Bazen de teleks bobinlerini üst katta çalışan şakacı arkadaşlar iki metreden zemine bırakır, bizi korkutmak isterlerdi.
Ama durum farklıydı, deprem oluyordu. Gazete çalışanları panik içinde kapı pervazlarını kapmak için yarışıyordu. Bir pervazın altına birkaç kişi sığınmıştı. Tam ben de masayı terk edip bir yer bulmak için kaçacakken telefon çaldı.
“Hay Allah” dedim.
Deprem oluyor, elin oğlu bizi arıyor. “Belki” dedim “İstanbul dışından biri arıyordur”.
Alışkanlıkla telefonu kaldırdım. Tüm bunlar saniyeler içinde oluyordu tabii.
“Alo” dedim.
Karşımda bir erkek sesi. Korkulu bir tonla “Deprem oluyor deprem. Acaba ne zaman bitecek Abi”.
Donup kalmıştım.
“Ne bileyim ben. Kaç bir yere kardeşim” dediğimi ve telefonu yüzüne kapattığımı hatırlıyorum.
Tabii bu zaman suresinde sarsıntı bitmiş, gazetede kılını kıpırdatmayan tek kişi mecburen ben olmuştum.
İşte dostlar, o zamanın Hürriyet okuru gazetesine o kadar çok güveniyordu ki telefonla arayıp depremin ne zaman biteceğini soruyordu.
Sonra mı? Sonrası malum. Felaket. Depremin merkez üssünün Sofya olduğu belirlendi. Sofya, büyük bir felaketi yaşıyordu.
|