GÜNEŞ VE RÜZGAR
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı önümüzdeki yıllarda giderek artacağa benzer. Özellikle temiz enerji olmaları, Dünyamızın birçok yöresinde kullanılabilme olanağının olması bu kullanımı özendirmekte.
Bazı Ülkelerin ise TÜRKİYEM gibi yenilenebilir enerji kaynakları zengini olması, sonuçta bilinçli olarak (zorunlu olarak değil) bu kaynaklara yönelmemizi sağlayacak.
Ülkemizin güneş enerjisi potansiyeli T.C.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı internet sayfalarında: “Coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli yüksek olan Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir. Güneş Enerjisi potansiyeli 380 milyar kWh/yıl olarak hesaplanmıştır.” biçiminde belirtilmektedir.
Aynı sayfalarda Ülkemizin güneş enerjisi potansiyeli ile ilgili ise: “2007 yılında gerçekleştirilmiş olan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası (REPA) ile ülkemizde yıllık rüzgâr hızı 8,5 m/s ve üzerinde olan bölgelerde en az 5.000 MW, 7,0 m/s'nin üzerindeki bölgelerde ise en az 48.000 MW büyüklüğünde rüzgâr enerjisi potansiyeli bulunduğu tespit edilmiştir.
…
2004 yılı itibariyle sadece 18 MW düzeyinde olan rüzgâr enerjisi kurulu gücünün artırılmasında aşama kaydedilmiştir. 2009 yılı sonu itibariyle rüzgâr kurulu gücümüz 802,8 MW düzeyine ulaşmıştır. Yenilenebilir Enerji Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 3.363 MW kurulu gücünde 93 adet yeni rüzgar projesine lisans verilmiştir. Bu projelerden yaklaşık 1.100 MW kurulu gücünde santrallerin yapımı devam etmektedir.” denilmektedir.
Son zamanlarda bilgelik öyküleri, başarı öyküleri, kıssadan hisse türünde yazılar ilgimi çekmekte. Her gün üçünü beşini okumayı adet edindim. Geçen gün okuduğum bir öyküyü paylaşmak ve birlikte yorumlamak isterim. Güneş ve rüzgarın öyküsü bu, yenilenebilir enerji kaynaklarından ikisi ile ilgili.
Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar.
Rüzgar`Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım `der.
`Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim.`
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar daha çok sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur.
Sıra güneştedir. Güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan Güneş Rüzgara;
`Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür.`der.
Kıssadan hisse: “Güneş enerjisi ve rüzgar enerjisinden yararlanabilmek için uygun güneş enerjisi toplayıcıları ve ortalama rüzgar hızlarında da çalışabilecek rüzgar türbinlerine gereksinim vardır. Bu enerjilerden ve diğer yenilenebilir enerji türlerinden biokütle, jeotermal, hidrolik, hidrojen ve benzerlerini kullanmalıyız. Güneşin , rüzgara, birinin diğerine üstünlüğü yoktur. O yörede hangisi varsa, her iki enerji türüne de sahipse her ikisini, kullanabilmeliyiz.” diye anımsatmalar yapıyor bu öykü bana.
Size ne demekte, neler demekte bu öykü…
Yoksa yalnızca ana fikri mi anladınız?
Nedense her güneş, rüzgar, su v.b. geçen öykü, atasözü, deyiş bu yenilenebilir enerji kaynaklarını anımsatır bana.
Huy mu edindim ne?
Prof. Dr. Ali GÜNGÖR
20 Aralık 2010
|