|
|
Allah korkusu ve cinayet
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
Ne var ki ekonomi bu kurala uymadı, kaplar arası paylaşmacı akışkanlık sağlanamadı, kimi doldu, kimi boşaldı, hortumlar hava yaptı, şişti, şişti, patladı. Hortumlar patlarken de kap kacak ne varsa kırıldı.
Ama küresel iletişim, uydu bileşik kaplar kuralına. Bugün dünyanın bir ucundaki insanlar öteki ucundaki insanlar ne yapıyor, nelere maruz kalıyor anında haber alıyor.
Ve birbirlerinden etkileniyorlar.
Bush’un suratına ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteciden sonra İngiltere’den Ukrayna’ya ayakkabı fırlatanlar furyası, böyle bir etkilenmenin sonucu.
Almanya’daki Albertville lisesinde katliam yaptıktan sonra öldürülen 17 yaşındaki genç, ABD’de okul basıp katliam yapan benzerlerini örnek almıştır.
Zaten ABD’dekiler de, ilk kez okul basıp katliam yapan öğrenciyi taklit etmişlerdir. Fransa’daki, Belçika’daki okul baskınlarını da Almanya’daki izlemiştir.
***
Küresel iletişimin getirdiği interaktif bu etkileşimde, sadece kötü örneklerden söz edilemez. İyisi de vardır.
Bir toplumun görevi, kötüye özenmekten koruyup, bireylerinin iyiye özenmesini sağlamaktır.
Bu da yalnız ve ancak, sağlam bir eğitimle mümkündür.
Ergenlik çağı dediğimiz yaşlar, tüm gençlerin az ya da çok huzursuz olduğu, kendilerini bazen nedensiz yere mutsuz hissettikleri, zor yıllardır. Böyle bir dönemde yalnız ve desteksiz bırakılan kimileri, hele Alman gencin evinde bulunan silahlarla haşır neşir bir aile içinde gelişiyorsa, zaten bıçak sırtında gidip gelen psikolojik dengesini yitirebilir.
Türkçemizin güzelliklerinden armut dibine düşer deyişi, çok doğru bir saptamadır. İlk ve hatta en derin izler bırakan eğitim aile ocağı olup, çocuk her şeyden önce ebeveynini taklit eder, içinde doğduğu ortamın izinden gider. İyi ve sevecen bir aileden doğmak, yaşamın başlangıcında bir şanstır. Her çocuk böyle bir şansla doğmaz.
Ama sosyal devletin görevi, tam da bu noktada başlar: Kötü koşullarda, ekonomik ya da cehalet sorunlu ailelerin çocuklarına, okullarda saygılı, sevecen ve doğru eğitimi vererek ikinci bir şans tanımak...
Bazen, Almanya örneğinde olduğu gibi okulda iyi eğitim verseniz bile çocuğun aileden alamadığı psikolojik sağlamlığı, küresel iletişime bağlı kötü özenmeleri engelleyemezsiniz.
Ama denemeye değer.
***
İşte Türkiye, bu anlamda uzun yıllardan beri genç nüfus çoğunluğunun ne aile, ne okulda düzeyli eğitim alabildiği bir ülke. Hatta, düzeyli eğitim verecek kişilerin eğitime muhtaç olduğu yer... Nüfusun büyük payını oluşturan yoksul ve orta halli çocukların gittiği devlet okullarının perişan hali adeta bilinçli bir devlet politikası. Öğretmenlerin yarı aç, yarı tok bırakılması, bu politikanın bir gereği. Yoksul bir öğrencinin bileğine temizlik parası yazan ya da öğrencileri sille tokat döven örneklerde görüldüğü gibi, bazılarının eğitmekten çok eğitilmeye ihtiyacı var. Devlet, adeta özellikle eziyor öğretmenleri, özellikle cahil bırakıyor, okulları özellikle ısıtmıyor, temizlemiyor, malzeme vermiyor ki... Bu yoksul çocuklar, tarikatların cemaatlerin karın doyurmak, giydirmek ve ısıtmak karşılığında dogmatik eğitim verdikleri yurtlara, cemaat okullarına, Kur’an kurslarına, İHL’lere gitsinler...
Böylesi eğitimden elbette düşünen, mantık yürüten, doğruyu arayan gençler değil, öğretileni tekrarlayan papağanlar çıkar.
Çıkıyor zaten.
Onlardan biri, dün biz cahil gazetecilere, “Sosyal Darwinist eğitim sonucu Almanya’da bir öğrenci, Allah korkusunun olmaması, çatışma duygusunun kendisine aşılanması sonucu 16 kişiyi katletti” açıklaması göndermiş.
Sen Türkiye’de her gün işlenen 5 cinayet, 2,5 tecavüze bak, salak!
2008 yılının ilk 8 ayında katledilenlerin sayısı 1249.
Oysa okullarda Darwin okutulmuyor, Evrim Teorisi’nin adını anan öğretmen sürülüyor. Allah korkusu var mı, var.
Öyleyse bunca cinayeti kim işliyor?
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
Savaşta galip, barışta mağlup? |||
Stephen Zunes, Amerika’nın Orta Doğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı “Tinderbox”ta (ABD, 2002) şöyle yazar...
|
|
Üç vakit ayna |||
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
|
|
Kapitalist komünistler |||
Türkiye’deki liberal devlet, halkı teğelledikten sonra güzel güzel diken ekonomik krize “küresel” çözüm bekleyedursun, başka devletler küresel krizi “ulusal” çözümlerle atlatmaya çalışıyor.
|
|
Türk’ün aşkı başka |||
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
|
|
Nato kafa, iman mermer |||
Ülkemizin siyasal tarihine baktığımızda, tuhaf bir takvim çakışmasıyla karşılaşırız: Türkiye’nin NATO üyeliğiyle laikliğin devlet eliyle delinip, milletin dine imana döndürülüşü aynı yıllara denk gelir.
|
|
Darbe günlükleri (2) |||
28 Aralık 1989: Turgut Özal, Başbakan. Hükümet üniversitelerde türbanı serbest bırakıyor.
2 Kasım 1990: Güneydoğu’da “faaliyet” gösteren irticai terör örgütü Hizbullah’tan ilk kez Cumhuriyet Gazetesi’nde söz ediliyor.
|
|
Darbe günlükleri |||
4 Şubat 1949: TBMM Genel Kurulu. Dinleyici localarından, birden fazla ziyaretçi ezan okumaya başlıyor. Yaka paça dışarı çıkarılıyorlar. Ertesi gün gazeteleri, “iki meczup”tan söz ediyor.
1 Mart 1950: İktidar partisi CHP, tekke ve türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. İlk 19 türbeyi halka açma görevi, nedense Milli Eğitim Bakanlığı’na veriliyor.
|
|
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim |||
Duyduk duymadık demeyin, ben geçen -mübarek- cuma günü Tülay Şubatlı’nın Vatan’daki haberine bayıldım; Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile Prof. Süleyman Ateş’in Darwin tartışmasıyla ayıldım ve Evrim Teorisi’ne rakip çıkan Hurma Teorisiyle imana geldim.
|
|
Allah korkusu ve cinayet |||
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
|
|
Darvine'e sordum Cleveland dedi |||
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
|
|
Şimdi sırası mı? |||
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
|
|
Erdoğan kime özeniyor? |||
“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar, çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır.”
(İnternet deyişi)
|
|
Sus ve Savaş mı? |||
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
|
|
Sidikli Düşmanlık |||
Rashtriya Swayamsevak Sangh, Hindistan’daki en eski ve en büyük Hindu partisi olup, politika sahnesinde gericiliğin amiral gemisi.
|
|
Bugün bizim, yarın kimin? |||
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
|
|
Açılım ve saçılım |||
Cumhuriyet Halk Partisi, 1924 Anayasası’na 1937’deki değişiklikle konulan ikinci maddeyi oluşturan altı ilke üzerine kurulmuş ve bu ilkeleri, altı oklu bayrağında taşımaktadır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik, İnkılâpçılık...
|
|
|
|
|
|
|
|
|