Yaşam Hakkı, Başkan Hakkı
Ben yazmayınca çevrede neler olup bittiğinin farkına varılmıyor.
Ben yazınca da kimse beni sevmiyor.
Oysa yaşam hakları için bunların kesinlikle yazılması lazım.
"Herkesin sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı vardır" ilkesine önce belediye başkanlarının uyması lazım.
Çocuklarımıza, torunlarımıza kirletilmemiş bir dünya bırakmak için, yalakalığı bırakıp, "Kral çıplak" dememiz lazım.
Sorunlar sadece İzmir'in değil, Ege'nin hatta, Türkiye'nin...
Üstelik bu dünya bizim babamızın malı da değil. Babamızın malı olan alanlarda bile sorumluluklarımız var. Çünkü, havayı, suyu ve toprakları kimsenin kirtletme hakkı yok.
Çevre Orman İzmir İl Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar'la röportaj yaptım. Çok çarpıcı sözlerle karşılaşınca şok oldum.
Yaşam Hakkı, Başkan Hakkı'ya bırakılmayacak kadar durum vahim.
İzmir'den Meltem Kokulu selam gönderinceye kadar çevre yazılarıma devam edeceğim.
İbrahim Irmak
iirmak@haberhurriyeti.com
Sizlere 7 bölüm halinde sunduğumuz röportaj çok ses getirdi. Çevreci okuyucularımız, "Bunları ne olur tekrar tekrar yayınlayın" diye telefon açıyor. Bilim adamlarımız, "İbrahim bey, çevre konusunda size vereceğimiz çok done var " diyor. Ben de çevrenin hizmetkarı olduğumu tekrar ilan edip "Daha Temiz Bir Türkiye İçin Haydi El Ele" diyorum.
***
Daha temiz bir Türkiye için
KRAL ÇIPLAK
Çevre ve Orman İzmir İl Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar'la konuştuk. Çok çarpıcı bilgiler edindik. Katı Atık Depolama tesisi kurmayan Belediye Başkanları yargılanacak. Gürültü yapanlar hapse girecek. Çevreye zarar verenler affedilmeyecek.
Sloganımız Daha Temiz Bir Türkiye için.
Biz her konuda daha temiz bir Türkiye özlemi çekiyoruz. Bu konularda herkese büyük görevler düştüğünü, her ferdin bireysel sorumluluklar taşıdığını biliyoruz.
Biz çevre konusunda ise kişisel uğraşımıza hiç ara vermeden devam ediyoruz. Havamız, suyumuz kirletilmesin, topraklarımız zehirlenmesin diye uğraş veriyoruz.
Şehrin çöplerinin şehrin rantı olduğunu ve bunların evlerde, kağıt, metal, plastik ve ıslak çöpler olarak ayrılarak toplanması gerektiğini haykırıyoruz.
Belediye Başkanlarına, temizlik işleri müdürlerine, "Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Avrupa'da örnekleri var. Gidin görün çöp toplama sistemini aynen uygulayın. Yurdışına yaptığınız gezilerde, tanıtım, inceleme, araştırma masaj, mesaj turlarının yanında bir kez de çevre turuna çıkın" diyoruz.
Bizi dinliyorlar mı? Hayır.
Dinlemiyorlar ama, karizmalarının çevre nedeniyle çizileceğinin farkında değiller.
Katı Atık depolama alanı, arıtma, kurmayan belediyelerin, başkanlarının hapisle yargılanacağının farkına varmadılar. Dilerim farkına vardıklarında çok geç olmaz...
****
Çevre bizim önceliğimiz. 5 Haziran'da Dünya Çevre Günün Kutladık. Yine göstermelik bir iki hareketle şov yaptık. Sonra...Sonrası malum...Çevreyi yine kaderiyle başbaşa bıraktık...
Tam Çevre haftasında röportaj yaptık. Zehir zemberek gerçeklerle kimsenin keyfini kaçırmak istemedik. Çevre adına yapılan her iyi şeyin yanında olduk. Hatta çevreyi ençok kirletenlerin göstermelik de olsa yaptıkları ağaç dikme etkinliklerini bile alkışladık.
Ama artık gerçeklerin de bilinmesinin zamanının geldiğine karar verdik. Zira biz yazmazsak kimse örtünün altına bakmayacak. Çocuklarımıza torunlarımıza temiz bir çevre kalmayacak. Bu dünyanın bize çocuklarımızın, torunlarımızın emaneti olduğunu hatırlamayacak.
***
Şimdi sizlere uzunca röportaj sunacağız. İzmir'de yıllardır Çevre Orman İl Müdürlüğü yapan Doç. Dr. Osman Tatar'ın sözleriyle başbaşa bırakacağız. Umarım bu satırlarda verilen mesajları öncelikle belediye başkanları alır ve çevreye saygısını vakit geçirmeden gösterir.
RÖPORTAJDAN BAŞLIKLAR
(Not: Belediye Başkanları bu röportajı çerçeveletip makam odasında gözünün önüne assın. Şaka yapmıyorum. Çevre için ya gereğini yapacaklar, yada çevre onlardan intikamını fena alacak)
1-Hem su sıkıntısı çekiyoruz, hem de gündüzün sıcağında parkları, bahçeleri, ağaçları suluyoruz. Hem bitkilere, hem de insanlara zarar veriyoruz. Gecenin suyu mu çıktı kardeşim?
2-İzmir'de Büyük kanal arıtmasından çıkan Balçova Barajını dolduracak kadar tatlı su niçin kullanılamıyor?
3-İzmir'de Melez deltası niçin kokuyor. Kokmaması için ne yapmak lazım?
4-Molozlar nereye dökülüyor? Hangi ilçenin moloz döküm alanı var? Kaç tanesinin arıtması var?
5-Turizmin gözbebeği Çeşme'de Tehlikeli atıkları çuvallara koyup, içme suyu barajının kenarına döküyorlar.
6- Turizm turizm diye kıvranıyoruz. sokaklarında caddelerinde, sahillerinde 10 dakikada bir b.k vidanjörlerinin geçtiği yerde turist memnun kalır mı? Acilen düzenleme lazım.
7- Şehrin atık suyunu güya derin denize deşarj ediyoruz. Peki ters rüzgarda o pis sular sahillere vurmuyor mu?
8-Kaynağından ayrıştırılmadan toplanan 5 yıllık çöp toplama alanları metan cennetidir. Biz bu enerjiden faydalanamıyoruz. Üstelik boru çakıp matkap gibi ozan tabakasını deliyoruz.
9-Türkiye'nin en modern arıtma tesisi çalıştırılamıyor. Peki neden? Para mı yok, Bilgi eksikliği mi var? Şarkıya, çalgıya para var, çevreye yok. Çevre sorununu çözemeyenin, eğlenme hakkı olur mu?
10-Tehlikeli atıkları ucuz pil kılıfı altında ülkemize kakalıyorlar. Bu ithalatla yapılan çevre cinayetini durdurmalıyız. Hükümeti acil önlem almaya çağırıyoruz.
11- Gürültüyü herkes hafife alıyor. Gürültü yapan işletmelerin sahipleri 4 yıla kadar hapisle yargılanacak kimse farkında değil.
12- Belediye Başkanları kanunlara prosüdürlere uygun Katı atık toplama ve bertaraf tesisi kurması lazım. Yoksa kendini hakimin karşısında bulabilir.
13- Tehlikeli atık bidonları gıda depolamasında kullanılıyor. Salamura, peynir, zeytinde 2. el bidonlara dikkat. Bunları kullananlar acilen uyarılmalı ve sağlıkla oynadıklarının farkına varmaları sağlanmalı.
14- 2010 ceza yılı. Çevreye zarar verenlere ilk altı ayda önceki senelerin toplamının iki katı ceza kesildi. İşletmeler bu konuda müsakaha gösterilmeyeceğini artık bilmeli.
15- Çevre projelerini elden takip edilmeli. Ben yazdım demek sorumluluktan kurtarmıyor. Bürokrasinin çarkları müdürlük ve valilik yardımıyla kırılacak.
*****
Büyük kanala deniz suyu karışıyor
Çevre haftasında röportaj yaptık. Zehir zemberek gerçeklerle kimsenin keyfini kaçırmak istemedik. Çevre adına yapılan her iyi şeyin yanında olduk. Hatta çevreyi ençok kirletenlerin göstermelik de olsa yaptıkları ağaç dikme etkinliklerini bile alkışladık.
Ama artık gerçeklerin bilinmesinin zamanı geldiğine karar verdik. Zira biz yazmazsak kimse örtünün altına bakmayacak. Çocuklarımıza torunlarımıza temiz bir çevre kalmayacak. Bu dünyanın bize çocuklarımızın, torunlarımızın emaneti olduğunu hatırlamayacak.
***
Şimdi sizlere uzunca röportaj sunacağız. İzmir'de yıllardır Çevre Orman İl Müdürlüğü yapan Doç. Dr. Osman Tatar'ın sözleriyle başbaşa bırakacağız. Umarım bu satırlarda verilen mesajları öncelikle belediye başkanları alır ve çevreye saygısını vakit geçirmeden gösterir.
RÖPORTAJ: İBRAHİM IRMAK / www.haberhurriyeti.com
Şimdi çok konuşulacak o röportajı yayınlamaya başlıyoruz.
İbrahim Irmak: Sayın Tatar, Siz İzmir'de Çevre'nin Müdürüsünüz. Yanılmıyorsam da uzmanlık alanınız su. Bu yıl kış aylarında fazla yağmur aldığımız için suyun tasarruflu kullanılmasını yine herkes unuttu. Küresel ısınmada 2-3 derecelik artmanın ülkemizin de kaynaklarını azaltacağı, hatta Ege'de tatlı su kaynaklarının yüzde 30 azalacağı belirtiliyor. Üstelik bunu bilim adamları söylüyor. Su stresi çeken ülkelerden olan Türkiye'de biz suları nasıl kullanıyoruz?
Osman Tatar: Çıkıp suda sıkıntılar var diyorsunuz, bir yandan da öğlenin sıcağında çiçekleri bitkileri suluyorsunuz. Gecenin suyu mu çıktı arkadaş. Biri çıkacak diyecek ki, "ekibin çalışma saati gece 12-05 arası. Bu kadar. Ne geçenler rahatsız olacak, ne bitkiler rahatsız olacak. Bu kadar basit bir tedbiri bile biz alamıyorsak burada yönetimsel bir sıkıntı var. Bunun A partisi B partisiyle alakası yok. Gecenin serinliği dururken, gündüzün sıcağında sulama yapılıyorsa sorun var burada" demektir.
İ.Irmak: Bilgi eksikliği mi var?
O. Tatar: Bunun bilinmemesi olamaz.
İ.Irmak: Gündüz sulama yaparak şov mu yapıyorlar? Yani, "Bak halkım biz çalışıyoruz" mu demek istiyorlar? Belediye başkanları göz mü boyuyorlar?
O. Tatar: Ben burada yönetimsel zaaf olduğunu düşünüyorum. Burada organizasyon gerekiyor, o kadar. Bir zamanlar güneş varken akşam üzeri sokaktaki lambaları yakarlardı. Niye 7'de yakmak için mesaiye kalmak gerekiyordu. Ama memur saat 5'te şalteri indirip evine gidiyordu. Tabii öyle olunca da güneş varken sokak lambaları yanıyordu. Neyse ki vardiya düzenlemesiyle bu çözüldü. Park bahçe sulamasında da bunu yapmak lazım. Bir vardiya düzenlemesi işi çözer. Ne olursa olsun siz arıtmadan çıkan tatlı suyu denize boşaltıyorsanız, sulamada kullanamıyorsanız çevreyle ilgili düşüncelerde bir sorun var demektir.
İ.Irmak: Büyük kanal projesinin arıtmasından çıkan suyla Çiğli'de minik bir gap yaratılacaktı. Sanırım o günkü hesaplamalara göre arıtmadan iki Balçova barajı kadar tatlı su elde edilecekti. Çiğli ve Menemen ovaları da bu suyla sulanacaktı. Ama bu su hala kullanılamıyor ve tatlı su denize boşaltılıyor... Büyükkanal arıtmasından çıkan su niçin bitkilerin sulamasında kullanılamıyor?
O. Tatar: Bu su tuzluymuş. Büyük kanala deniz suyu karışıyormuş. O nedenle arıtmadan çıkan su sulamada kullanılamıyormuş. Arıtma tam anlamıyla yapılamıyormuş.Yani Büyük Kanal'da ideal arıtma yapılamıyormuş.
Büyük Kanal arıtmasından çıkan çok büyük miktarda su, tatlı su özelliğinde. Ama maalesef ideal arıtma yapılamadı için bu su denize veriliyor. Şimdi başka bir konuya gelelim. Karadan giden kanala tuzlu su karışmasını anladık. Peki derin denizdeki deşarj hattındaki sızmaya ne diyeceğiz.
TEDBİRİ ZAMANINDA ALMAZSANIZ MELEZ KOKAR
İ.Irmak: Yıllarca İzmir'de yaşayanların büyük bedel ödediği, "Büyük kanal projesinin arıtmasında sorun var" diyorsunuz. Şu günlerde Melez Deltası'ndan geçerken yine burunlarımızı tıkıyoruz.Yok mu bunların bir çözümü?
O. Tatar: Yıllarca her türlü kirlilik olmuş. Sorunları günlük önlemlerle çözmeye çalışmışız. Derelerin ağzına kireç dökmüşüz. kokuyu önlemeye çalışmışız. Siz zamanında önlem almazsanız, kokuyu önleyemezsiniz. Çevrenin öncelikleri olması lazım. Sıcaklar başlamadan dereleri temizleyeceksiniz. Tedbirlerini alacaksınız. Yoksa derelerin o kokusunu önleyemezsiniz. Yalnız burada bütün kabahati belediyeye yıkmamak lazım. İnsanlarımız maalesef derelere ellerinde ne varsa atıyorlar. Hatta yatak yorgan atıyorlar. Evsel atıkları şuursuzca derelere boşaltıyorlar.
Çeşme'de tehlikeli atıkları içme suyu barajının kıyısına atıyorlar
İ.Irmak: Çevre konusunda herkesin duyarlı olması lazım. Evimizde ne fazlalıksa sokaklara boşaltıyoruz. Eskimiş koltukları, gardropları, masaları, sandalyeleri evsel atık bıraktığımız çöp kutularının yanına bırakıyoruz. Tadilat yaptığımız evimizin molozlarını bile sağa sola atıyoruz. Yok mu bunun bir yaptırımı?
O. Tatar: Size başımdan 3-4 sene önce geçen bir olayı anlatayım. Bir gece Alsancak'a doğru gidiyoruz. Önümüzden giden bir minibüs yavaşladı ve kapısını açıp iki-üç çuvalı Alsancak'ın girişindeki Köprü ayaklarının dibine koydu. Sonra da yoluna devam etti. Biz önce korktuk ceset çuvalı mı koydular diye. Hemen plakayı aldık. Ben dayanamayıp araçtan inip müdahale ettim. Çuvalları korka korka elledik ve içinde sert bişiler olduğunu hissettik. Sonra açıp bakınca içinde fayans kırıkları olduğunu gördük. Hemen minibüsdekileri o çuvalları oradan aldırdık. "Bu molozları buraya nasıl atarsın" dediğimizde bize, "Söyler misiniz biz bunları nereye dökeceğiz" dedi. O tarihlerde hakikaten İzmir'de moloz döküm alanı yoktu. Biz, bir kere bunları şehrin göbeğine boşaltamazsınız" deyip onları oradan hemen aldırdık.
MOLOZ DÖKÜM BEDELİ YÜKSEK DİYE İNSANLAR GİTMİYOR
Yıllarca moloz döküm alanı olmayan bir şehirde yaşıyoruz maalesef. Daha iki sene önceye kadar koskoca İzmir'in moloz döküm alanı yoktu. İki sene önce bir yer tesbit edildi. Orasının da ihale fiyatı yüksek tutuldu. Şimdi moloz kabul ediliyor oraya ama bunun da bedeli yüksek oluyor. Burada hata, (özelleştiri yaparsak) ihale bedelini yüksek tutan bakanlıktan, Orman Genel Müdürlüğü'nden kaynaklanıyor. Sonuçta şimdi bir moloz döküm alanımız var ama fiyatlar yüksek. Millet bu kez oraya molozları pahalı diye götürmüyor.
İ.Irmak: Türkiye'nin üçüncü büyük şehri moloz konusunda böyle ise ilçe ve beldeler ne alemde acaba?
O. Tatar: İlçelerde hala moloz döküm alanı yok. İzmir'in en turistik ilçesi Çeşme'de İçme suyu barajının kenarına zaman zaman çuvallarla moloz döküyorlar. Burada çok fazla yazlık yapımı var, tadilat var. Fayans kırıklarını, tadilat yaptıktıkları evlerin atıklarını, elyafları, fayansların yapıştırıları, izalosyon maddelerini buraya atıyorlar. Bunların içinde tehlikeli atıklar var. Sen nasıl atarsın bunları içme suyunun kenarına. Anlamak mümkün değil.
İ.Irmak: Turizmin can damarı ilçemiz Çeşme'nin çevre sorunları çözülmemiş mi? Arıtması, moloz döküm alanı, Katı atık bertaraf tesisi yok mu Çeşme'nin?
ÇEŞME SORUN YUMAĞI
O. Tatar: Molozu bir tarafta, Arıtması bir tarafta sorun bir ilçe Çeşme. Şimdi bir başka konu var. Cumartesi, pazar gittiğiniz plajda 10 dakikada bir geçen vidanjörler görüyoruz. Böyle şey olur mu Allah aşkına. Turistik ilçede böyle görsel kirliliği yaratmaya kimin hakkı var. Başkan veya temizlik işleri müdürü çıkacak ortaya, site yöneticilerine birer yazı yazacak. "Hafta sonu vidanjör işi yok. Veya vidanjör işini saat 8'e kadar bitirin kardeşim" diyecek. Bu çok mu zor. 13-14 ülkeyi gezdim. Gittiğim her yerin arıtmalarını inceledim. Hiçbir turistik kentte bizimkisi gibi bir uygulama yok. Turistik bir kentte oturuyorsunuz. Temiz bir deniz, güneş, temiz bir hava istiyor insanlar. Afedersiniz, böyle bir ortamda vızır vızır geçen vidanjörlerle, pis kokuyla insanları rahatsız etmeye kimin hakkı var? Ya da tatil yaptığınız plajda ters akıntıyla gelen pis suyun içinde insanları yüzdürmeye hakkınız var mı? Turizm turizm diyoruz. İşadamları 8-10 toplantı yaparlar her sene turizme ilgili ama bizi çağırmazlar. Geçen hafta kaymakam bey istedi. Turizmcilerle toplantı yaptık. Ben kanun ve mevzuatı açıkladım. "Şunu yapmazsanız bu olur. Bunu yapmazsanız bu olur" diye. Sadece turizm tesislerini önceden uyaralım, sonradan sıkıntıya girmesinler istedik. Sonuçta onların da bir sürü dertleri var. Sezon kısa. Oradan bana temsilcileri, "Beyefendi ağır ceza hakimi gibi konuştunuz. Bir cüppeniz eksik" dedi.
.
Ben de onlara, "Arkadaşlar bu toplantı, teşvik yasasından nasıl yararlanırız toplantısı değil. Bu toplantı çevre ile ilgili almanız gereken tedbirleri iyi niyetle sayın kaymakamın davetiyle gelip sizlere aktarma toplantısı. Sizleri uyarıyoruz. Açıklıyoruz ki tedbirinizi alasınız. Tabi burada işletmecilerin tamamının günahı yok. Orada bazı turistik tesislerin çöpü bile alınmıyormuş. Yıldızlı otelin çöpü alınmıyor yani.
Şimdi diyeceksinizki oradaki çöp depolama alanının yasal hiçbir dayanağı yok. Aslında kapatmamız lazım orayı. Diyelim ki kapattık. Peki o zaman vatandaşın çöpü nasıl alınacak? "Benim sorunum değildir" diyebilir misiniz? Bu sıkıntılar vaktiyle alınmamış yasal prosüdürlerin birike birike artık patlama noktasına gelme olayıdır.
Çalgıya para var, çevreye yok
İbrahim Irmak: Türkiye'de pekçok ilçenin hatta beldelerin çöp deponi alanı yok. Hiçbirinin nizami durumu yok. Hatta bunlar cöpleri tarım alanlarına vahşi depolama yapıyor. Kanuna nizama uymak isteyenlerin önüne de pekçok sorun çıkıyor. Hatta bürokrasi hazretleri devreye giriyor. Ve belediyeler çöp depolama alanı için bir türlü izin alamıyorlar. Peki Sayın Tatar, bu belediye başkanları nasıl izin alacaklar? Kanunlara nizamlara nasıl uyacaklar?
BAŞKANLAR BÜROKRASİNİN ÇARKLARINI KIRACAK. BAŞKA YOLU YOK
Osman Tatar: Bence Başkanlar bu konuda çok istekli olacak. Çevre mevzuatı konusunda bilgili hatta ilgili olacak. İşin takipcisi olacak ve de bürakrasinin çarklarını kıracak. Bakınız ben size bir örnek vereyim. Vali beyin imzaladığı ve bize gönderilen bir acil yazı, 31 günde geldi. İl müdürünün acil durumla ilgili neler yapacağı konusundaki bir yazı bu. Maalesef böyle bir posta hizmeti verilen ülkede yöneticiler bazı gerçekleri görerek acil yazıları elden takip edecekler. Böyle bir durumda biz bu çarka teslim mi olacağız? Hayır. Bir araba çıkartacağız ve daire müdürlerine durumun aciliyetini anlatıp süratle çözeceğiz. Gerekirse yerine davet edeceğiz. İnceleme yapılacak, memuru alıp götüreceğiz. Çevre mevzuatı konusundaki izinlerimizi çözeceğiz. Çevre konusunda biz yazdık demekle olmuyor. Belediye başkanlarının "Topu ben attım" diyor. Böyle bir olay yok. Bu yöneticiyi sorumluluktan kurtarmaz.
İzmir Büyükşehir'in yanılmıyorsam Özdere'de bir sorunu vardı. İZSU, izinler konusunda "Ben yazdım" diyor? Tamam yazmış geç de olsa cevabı gelmiş. O yazı da aylarca masada beklemiş ve gerekli işlemleri yapmamış. Bu geçikmeler sorumluluktan kurtarmıyor maalesef. Sonunda çevre sorunu var ortada.
İ.Irmak: Peki, İzmir'e bağlı tüm ilçe ve beldelerin katı atık depolama alanı, Moloz döküm olanları var mı? Bunların kaç tanesi nizami?
ÖRNEK ÇÖP DEPOLAMA TESİSİ HİZMETE AÇILAMIYOR. NEDEN?
O.Tatar: Pek çoğunun yok. Olanlarda da sorun var. Mesela, Bergama'da çok güzel çöp depolama alanı var. Tıbbi atık sterilizasyon sistemi var. Ama prosüdürü yanlış. Ve bu yüzden hizmete açamıyorlar.
İ.Irmak: Pardon, ben biliyorum o tesisi. Yanılmıyorsam, Türkiye'nin en modern çöp depolama tesisi orası. Şimdi o tesis açılamıyor mu? Yani hala devrede değil mi?
O.Tatar: Evet hizmete açamıyorlar. Çünkü sistemde sterilizasyon sistemi gösterilmemiş. Burada şu gerçek ortaya çıkıyor. Altyapıyı kuran yerel yöneticilerin, çevre bilgisi, mevzuat bilgisi eksik. Tesis var hizmete açamıyor.
İ.Irmak: Bergama, bitmiş tesisi niye hizmete açamıyor peki?
O. Tatar: Tesisin prosedürünü yerine getirmemiş. Bu ne demektir? "İşi ehline vermemiş" demektir. Elbetteki bir belediye başkanı herşeyi bilen biri olmayabilir. Ama burada çevre ile ilgili ciddi bir bilgi eksikliği var..
İ.Irmak: İnanılmaz bişi bu. Biz bilgi eksikliği yüzündan Türkiye'nin en iyi çöp tesisini çalıştıramıyorsak burada söylenecek söz bulamıyorum. Peki çalıştırmak için ne yapmak lazım. Mevzuat para sorunuyla mı ilgili. Bunun için para pul lazım da belediye bulamıyor mu?
ŞARKIYI ÇALGIYA PARA VAR. ÇEVREYE GELİNCE PARA YOK
O.Tatar: Bilemiyorum. Tesisin çalıştırılması için bilgi eksikliği olan belediyeye bakıyorum sanatçılı, şarkılı türkülü eğlencelerde hiçbir eksiklik yapmıyor. Onların organizasyonları mükemmel. Gazelerden öğreniyorum. Bir gecede 100 bin 200 bin lira eğlenceye ayırabiliyor. O organizasyonlarda hiçbir eksiklik yapılmıyor. Tamam bunlar güzelde bu eğlenceler kötü bir çevre ortamında nasıl yapılabiliyor? Arıtması yapılmayan, çöp sorunu halledilmeyen, moloz döküm alanı çözülmeyen bir yerde siz nasıl kahkaha atabilirsiniz? Ben çevre sorununu çözmemiş bir yerde eğlenme hakkı görmüyorum. Bu benim kişisel görüşüm tabii.
İzmir'de ne kadar tehlikeli atık var?
İ.Irmak: Belediyelerin mevzuatlardan kaynaklanan sıkıntıları yok mu hiç?
O.Tatar: Var elbette. Mesela hayvan barınakları konusunda belediyelerin haklı olduğu konular var. Mesela Bakanlık olarak, "Ormanlık alanda hayvan barınağı yapılamaz" demişiz. Peki Hayvan barınağı ormanda olmayıp da asfaltta mı olacak? Burada bakanlık olarak biz hatalıyız. Bunun öz eleştirisini de yapıyorum. Ben burada belediyeleri yerden göğe kadar haklı buluyorum. Ben bunu bakanlıklardaki toplantılarda da dile getirdim. Çevre Orman İzmir İl müdürlüğü olarak görüşümüzü açık açık söyledik.Bu hata bizim. "Ormanlık alanda hayvan barınağı yapılamaz kararı"nın mutlaka değişmesi lazım. Ve biz bu değişikliği de ısrarla talep ediyoruz.
Çevre konularında, insanlar yüzme hakkına sahip, denizden yararlanma hakkına sahip, sahilden yararlanma hakkına sahip. Siz bu hakkı, görüntü olarak, koku olarak, insanların elinden alma hakkınız yok. Birşey daha itiraf edeyim. Son yerel seçimden önceydi sanırım. Biz sorumluluk alanımızda bir belediyeyi dahi "En Çevreci Belediye" olarak gösteremedik. Üzülerek söylüyorum, İzmir'de çevreci belediye bulamadık.
İ.Irmak: Peki şu ana en çevreci belediye hangisi?
O.Tatar. En yakın Seferihisar'ı görüyoruz. O da daha yeni, "Yavaş Şehir" projeleriyle öne çıkıyor. Çünkü çevreciliği ön plana çıkarmaya çalışıyorlar.
İZMİR'DE NE KADAR TEHLİKELİ ATIK VAR?
İ.Irmak: İzmir'de ne kadar tehlikeli atık var. Bunlar nerede depolanıyor? Onlar nerede yakılıp bertaraf ediliyor?
O.Tatar: İzmir'de 250 bin ton tehlikeli atık var. Onlar da bilinen yöntemlerle bertaraf ediliyor. Eskiden bir tek İZAYDAŞ vardı. Onun kapasitesi 35 bin ton. Sadece İzmir'e çalışsa yine yetersiz. Sonra Petkim devreye girdi. Onun da kapasitesi 15 bin ton. Zaten 10 bin ton Petkim'in kendi tehlikeli atığı var. Dışarıdan 5 bin ton kabul edebilir. Onun dışında çimento ve kireç fabrikaları var.
CUMHURİYET BAYRAMI ÖNCESİ PANİK
Geçen sene 28 Ekim'de Cumhuriyet Meydanı'nda büyük panik yaşadık. Bir gemiden atıldığı sanılan yağlar protokol tribününün yanına kadar geldi. Bizim ödeneğimiz olmadığı için özel sektörden yardım istedik. özel sektörün gayretiyle Büyükşehir'in de yardımıyla bu yağları toplattık. Bu defa bunları bertaraf edecek yer bulamadık. Çimento fabrikaları bu atığın içinde deniz suyu olduğu için bertaraf edemeyeceklerini söylediler. Bu atıklar tuzlu su karıştığı için yakılamadı. Çimento fabrikaları bunların arındırılması lazım diyorlar. Burada çok büyük bir saçayağı eksikliği var. Peki biz bunları nerede yakacağız? Yakamazsak, depolanması kalıyor.
İ.Irmak: İzmir'de herhalde tehlikeli atıkları depolayacak alan kalmamıştır
O.Tatar: İzmir'de zaten geçici depolama alanı var.
ALİAĞA'DAKİ ÇÜRUF SORUNU NE OLDU?
İ.Irmak: Peki sayın Tatar, Aliağa'da demir çelik fabrikalarından çıkan cüruflar hala orada depolanıyor mu?
O.Tatar: Şimdi onları işliyorlar. O curuf sorunu artık çözülüyor. Biz zaten 2004'ten itibaren bunları baca külüyle ayırttık. O zaman bize isyan edip bakanlığa şikayet edenler 'su uzmanı müdür bizi sıkıştırıyor' diyenler, şimdi bize dua ediyor. 'İyi ki müdürüm bunları ayırtmışsın' diyor. Eski köye yeni adet getiriyor diye bize isyan edenler şimdi teşekkür ediyor, o zaman bunu ayrı bir maliyet olarak görenler şimdi bunların değerlendirildiğini görüyorlar. Aslında tehlikeli atık dediğimiz bu baca tozu bir nimet. İçinde çinko, demir var. Aslında biz bu çinkoyu bir maden gibi düşünmeyip, başımıza büyük bir bela olarak görüyoruz. Ve biz bu beladan nasıl kurtulacağız diye araştırmalar yapılıyor. Bizdeki fabrikalardaki en büyük sıkıntı Ar-Ge'lerinin olmaması. Aslında o fabrikalar kurulunca atık yönetimini nasıl planlayacağım diye düşünselerdi eğer, bugün bu tablo ortaya çıkmazdı.
İ.Irmak: Şimdi o tehlikeli atıkları ne yapıyorlar?
O. Tatar: Orada bir firma tehlikeli olmayan cüruftan beton büz yapmaya başladı. Biz bundan endişeliydik. Gidip yerinde inceledik ve fikrimiz çok değişti. O tesis hakikaten o curuftan, beton büz yapıyor ve siparişe yetişemiyor. Başımıza bela diye düşündüğümüz bu curufları değerlendiriyorlar. İmalata da gittik. İçinde demir tozu da olduğu için ürettikleri ürünlerin, demir gibi sağlam olduğunu da gördük. Çevreden gelen tehlike yine çevrenin atık suyunun taşınması için kullanılıyor. Burda Ar-GE'nin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
5. BÖLÜM
Harmandalı'da çevre cinayeti işleniyor?
Çevre ve Orman İzmir İl Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar'la yaptığımız röportajın dördüncü bölümünü yayınlıyoruz.
İbrahim Irmak: Evet Ar-Ge çok önemli. Ben daha önceki yazılarımda belirttim, şehrin çöpleri şehrin rantıdır. Bunların ayrı ayrı toplanıp dönüştürülmesi ve buradan elde edilecek gelirin şehrin projelerinde kullanılması gerekiyor. Bu konudaki uyarılarımız hala uygulamaya geçirilemedi. Burada büyük bir ihmal yok mu sizce?
BELEDİYE SUÇ İŞLİYOR
Osman Tatar: Elbette var. Ben size daha büyük bir faciadan bahsedeyim. Gelişmiş ülkeler denizde petrol arar gibi metan gazı kaynakları araştırıyorlar. Denizin ortasına bir platform kuralım buradan metan gazı çıkaralım diye uğraşıyorlar. 5 yılı aşmış ve kaynağında ayrı toplanmamış çöplükler de metan gazı cennetidir. Yani İzmir'in çöplerinin biriktiği Harmandalı metan gazı cennetidir. Burada tedbir alınmazsa büyük bir patlama olur. Şimdi büyükşehir burada patlama olmasın diye bacalar açmış, yani borular çakılmış bu metan gazını atmosfere veriyor. Bizim canımız çıkıyor, herkes isyan ediyor 'Aman gezegenimizi koruyalım- Karbondioksit gazını azaltalım' diye uğraşıyoruz. Karbondioksit şöyle kötü , böyle kötü diye dil döküyoruz ama karbondioksitten 21 kattan daha fazla tehlikeli olan metan gazını atmosfere veriyoruz. Var mı böyle bir hakkımız? Kendi çöplüğümüzün aslında bir enerji değeri olan metan gazını atmosferi matkap gibi delmekte kullanıyoruz. Aslında burada suç işliyorlar. Karbondioksit için küresel ısınma, sera gazı, diyoruz. Ama ondan 21 kat daha zararlı olan metanı atmosfere salıp, ozonun delinmesine neden oluyoruz.
"REKOR PİL TOPLADIK DİYE NUTUK ATANLAR MATKAP GİBİ OZONUN DELİNMESİNİ GÖRSÜNLER"
Orası aslında tam bir enerji üretim merkezi. Bunu üretime döndürmediğimiz gibi, atmosfere salıp suç işliyoruz. Çöplükten metan gazı elde etme ve enerjiye dönüştürme sistemi Türkiye'de İstanbul'da var. Ve burada enerji üretiliyor.
İ.Irmak: Peki Harmandalı'daki çöp depolama alanından ne kadar bir enerji atmosfere salınıyor?
O. Tatar: Ben uzman bir arkadaşımdan bu konuda bilgi almıştım. Harmandalı'nın enerji gücünün İstanbul'un Anadolu yakasında üretilen enerjiye eş değer olduğunu söylediler. Patlamasın diye çaktığımız borularla enerjiyi boşuna havaya bırakıyoruz. Bu metan gazı cenneti enerjiye dönüştürülemiyorsa burada bir gariplik var. Bunun maliyeti, fizibilite olup olmaması önemli değil. Birçok ülke metan gazını enerjiye dönüştürüyor. Kaldıki bu işler fizibil olmasa bile, metan gazını atmosfere vermemekle çevreye önemli bir katkı sağlamış olunur. En önemlisi de zaten bu değil mi?
İ.Irmak: Harmandalı kokuyor diyorlar. Halkın şikayeti var. Metan gazı yüzünden mi kokuyor?
O. Tatar: Ben kokuyu hiç önemsemiyorum. Koku burnunu tıkarsın geçer. Burada çıkan ve atmosfere salınan metan gazı matkap gibi ozonu deliyor. Yani resmen devlet eliyle, yerel yönetimi de devlet olarak kabul edersek çevre kirliliği yaratıyoruz. Rekor pil topladık diye çevre nutku atanlar matkap gibi ozonun delinmesini görsünler.
Tehlikeli atıklarını ucuz pil yapıp Türkiye'ye kakalıyorlar
Çevre ve Orman İzmir İl Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar'la yaptığımız röportajın altıncı bölümünü yayınlıyoruz.
İ.Irmak: Çevre günü için ilk yaptığımız pil toplama kampanyaları. Senede bir gün tören yapıyoruz. Bu piller, yani şehrin atık pilleri tamamen toplanabiliyor mu?
O. Tatar: Toplama devede kulak. Toplamayı bir kenara bırakalım işe tersinden bakalım önce. Bu piller toplanıyor, peki geri dönüşümü oluyor mu? Bu birincisi. Burada devlete çok büyük görev düşüyor. Devletin ucuz pil ithalatını hemen yasaklaması lazım. Serbest ticaret falan geçelim. Çin'den bir kullanımlık pili alıyoruz. Cihazımıza koyuyoruz ki, o ucuz pil bir gün sonra o cihazı çalıştırmıyor. Burada çok büyük bir oyun var. Çin elindeki tehlikeli atıkları ucuz pil adı altında ihraç ediyor. Tehlikeli atıkları ucuz ürün haline getirip satıyor. Biz de ucuz ürün aldık diye bayram ediyoruz. Tehlikeli atığı alıyoruz, evimize getiriyoruz, kimse farkında değil. Bunları başımıza bela ediyoruz. Bunun acilen önlenmesi lazım. Ucuz pilin tehlikeli atık olduğunun bilincine varılıp, yasaklanması gerekir. Yıllarca avrupa ülkeleri tehlikeli atıklarını Afrika ülkelerine gönderdiler, biz burada tesis kurup bunlardan ürün elde edip size iş sağlayacağız diye kandırdılar. Afrika ülkeleri yıllar sonra uyanınca bunlara karşı çıktı bu defa Avrupa ülkeleri kullanım ömrünü tamamlamış gemilere tehlikeli atıklarını doldurup variller içinde Türkiye sahillerinin de bundan nasibini aldığı bölgelere bıraktılar. Bunları yapanlar da gelişmiş ülkeler.
KÖYLERDEKİ BÜYÜK TEHLİKE
İ.Irmak: Bu tehlikeli atıklar ürüne dönüşüp Türkiye pazarına girmiş mi?
O. Tatar: Köylere gidin... İnceleyin... Salamura yapılan variller, peynir yapılan plastik variller hep bunlardan. Gidin inceleyin, ikinci el bidon, varil diye satılan bu kaplar aslında lisansli tesislerde imha edilmesi gereken tehlikeli atıklar. Bizim köylümüz bunları çalkaladım, suyunu döktüm, içinde salamura yaptım diyor. Köylümüz, bu kapların sağlık için ne kadar büyük tehlike taşıdığını bilmiyor. Biz bunlarla çok mücadele ettik, hala da ediyoruz.
İ.Irmak: Peki bunlar nasıl önlenecek?
O. Tatar: Bizim her noktaya ulaşmamız, köylere kadar ilgilenmemiz çok zor. Burada muhtarlara, öğretmenlere, basına, sizlere çok iş düşüyor. Bunların ne kadar tehlikeli olduğunun anlatılması lazım.
Gürültü yapan işletmeciye çevreye saygısız başkana hapis var
Çevre ve Orman İzmir İl Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar'la yaptığımız röportajın yedinci bölümünü yayınlıyoruz.
İ.Irmak: Arıtması olup da çalıştırmayan ya da arıtması olmayan, daha doğrusu çevreyi kirleten firmalara ne yapıyorsunuz. Ceza kesiyor musunuz. Bugüne kadar ne kadar ceza kestiniz?
O. Tatar: 2010 yılı ceza yılı. Neden ceza yılı? Bize zaman verin, termin planını hazırlıyoruz gibi mazeretlerin zamanı doldu. Biz şimdiye kadar ortalama yılda 3 milyon TL. ceza kesiyorduk. 2010'da daha altıncı aya varmadan bu rakam ikiye katlandı. Şimdiye kadar müsamaha gösterilip bir fırsat daha verdikçe sonu gelmiyor. Baktık ki sonuç alınamıyor başladık ceza kesmeye. Size çok enteresan bir şey anlatayım bugüne kadar ceza kestiklerimiz bizi mahkemeye veriyordu. Şimdi son zamanlarda tersinden bir olayla karşılaşıyoruz. Bazı kişi ve kuruluşlar bizim hakkımızda, ceza kesmiyoruz diye suç duyurusunda bulunuyorlar. "Çevre müdürü görevini yapmıyor" diye şikayette bulunuyorlar. Bu konuda savcı karşısına çıkmak, valiliğe cevap yazmak bir gelişmedir. Ucu bize dokunsa da bu çevre için olumlu bir gelişmedir. Belki İzmir bu konuda da öncü bir şehirdir. İzmir'de Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 181, 182 ve 183'ün uygulandığı bir olay oldu. Para cezasının yanında hapis cezası da verildi. Bu konuda kesinleşmiş üç ayrı hapis cezası var. Bu da Türkiye'de ilk. Bu cezalar tesislerin sahiplerine, belediye ise belediye başkanına kesiliyor.
İ.Irmak: Belediyelerden isim var mı? Varsa belediye başkanı hapis yatacak mı?
O. Tatar: Kiraz Belediyesi. Diğerleri firma. Hapis cezaları paraya çevrilmiyor. Bunda da hakim beş yıl tecil kararı verdi.
İŞLETMECİLER GÜRÜLTÜYE DİKKAT
İ.Irmak: Siz sadece atıklara mı ceza kesiyorsunuz? Atıklar dışında ceza kestiğiniz başka alan var mı?
O. Tatar: İşletmeciler gürültüyü çok hafife alıyorlar. Biz gürültü kirliliği yaratanları savcılığa bildiriyoruz. Onlarda TCK'nın gerekli maddelerine göre dava açıp, hapis cezasıyla yargılanmasını sağlıyorlar. Eskisi gibi, "Cezası neyse kes, kaç paraysa öderiz kardeşim" dönemi kapandı. İşin ucunda 4 yıla kadar hapis cezası alma ihtimalleri var. Ve bunlarda, doğrudan o işletmenin patronu sorumlu.
İ.Irmak: Belediyelere ve işletmelere çevre konusunda mesajınız var mı?
O. Tatar: Herkes gürültü kirliliğini çok hafife alıyor. İstediğimi çalar söylerim dönemi kapandı. İnsanların sabaha kadar eğlenme hakkı var. Ama bunu izolasyonu yapılmış, yerleşim alanı dışındaki alanlarda yapacaksın. Orada da sesin yerleşim alanına gitmeyeceğini hesaplayacaksın. Sabah işe gidecek olanları, hastaları rahatsız etmemek kaydıyla yapacaksın. Çeşme'de adam açmış işletmesini, karşıda yüzlerce, binlerce konut var, insanlar sabaha kadar bu gürültüyü çekmek zorunda değil. Biz mayıs ayında tüm işletmeleri uyardık. Yaz başlamadan eğlence tesislerinin akustik durumlarını istedik. Bu bilgileri vermeyenlere daha şimdiden 64 bin TL ceza kesildi. Bunlar önlem almazlarsa yazın başlarına gelecekleri bilmiyorlar. 2010 da hiç tolerans yok. Tolerans etme yetkimiz yok, çünkü kendimiz suçlu duruma düşüyor, savcı karşısına çıkıyoruz. Bu konuda denetimler çok sıkı . Müfettişlerin biri gidiyor, biri geliyor.
BELEDİYELERE TÜYO
İ.Irmak: Belediyelerin arıtmaları 2012'ye kadar tamamlanması gerekiyor kanunen. Buna uyulacak mı?
O.Tatar: İZSU'nun Gediz Havzası'ndaki çalışmaları iyi. onlar 2012'ye kadar bitirecek gözüküyor. Ama bazı ilçelerde eksiklikler var. Onlarda hukuki sorunlar var. Vali bey, ' İzmir Valisi M.Cahit Kıraç) Kalkınma Ajansı'nda çok uğraştı. "Küçük Menderes Havzası'ndaki ilçeler, beldeler birleşsin, birlik kursun. Arıtma için kalkınma ajansından destek verelim" dedi ama birlik oluşturup, proje sunamadılar. Hem ödeneğimiz yok diyorlar, hem de birlik olmuyorlar. Vali Kıraç, bu konuda bir kaç kez toplantı yaptı. Ama sonuç alınamadı. En son Tapu kadastro ile çalışma yapılıp arazi durumları ortaya çıkarıldı. Hazine arazileri ve orman yerleri tespit edildi. Daha belediyeler nerede ne olduğunu bilmiyordu. Arıtma için, çöp deponi alanı için belediyeler hazineyse hazineden, ya da milli emlaktan uygun alanları talep edecek. 'Katı atık bertaraf tesisleri' adı altında yapılan müracata ormanda izin veriliyor. Bu alanlara çöp deponi alanı denilmeyecek ama. O zaman izin alabilecek. Birçok belediye katı atık çöp deponi alanı diye başvuruyor ve oradan hayır cevabı alıyor. Burada çok ince bir nokta var. Belediyelerin bunlara dikkat etmesi gerekiyor.
Vali bey arıtma ve katı atık bertaraf tesisleri konusunda çok hassas. Bu tesislerin kesinlikle yapılmasını istiyor. Pürüz çıkan noktada devreye girmeye hazır. Gelin nerede takılıyorsanız sorunu çözelim diyor. Yazdım cevap gelmedi söylemini kesinlikle kabul etmiyor. Bizzat takip edilmesini istiyor.
İ.Irmak: İlçelerdeki doğal arıtmalar ihtiyaca cevap veriyor mu?
O. Tatar: Bizdeki doğal arıtmalar 3-5 bin nüfusa evet. Ama 40-50 bin nüfusa hayır. Doğal arıtmalar aslında köyleri kurtaran projeler. O da doğal akıntısı var, meyili uygunsa. Aliağa'da, Özdere'de doğal arıtmam var demek arıtmanın olduğunu göstermez. Çok nüfuslu yerlerde, doğal arıtma iş görmez. Doğal arıtmanın küçük yerleşim yerleri için bir güzelliği var ama çok nüfuslu yerlerde de bunu uygularsanız olmaz. Doğal arıtmanın adına kara çalarsınız.
RÖPORTAJ
İbrahim Irmak
iirmak@haberhurriyeti.com
TEL:0232 246 82 46
Not: Çevre için ihbarlarınızda ve uyarılarınızda lütfen size ulaşabileceğimiz telefon numarasını yazmayı unutmayın. Gazeteci için haber kaynağı kutsaldır ve ismi kendisi istemediği sürece hep saklı kalır.
İbrahim Irmak
iirmak@haberhurriyeti.com / cevreciiirmak@hotmail.com
TEL:0232 246 82 46
0555 971 03 61
|