|
|
Şimdi sırası mı?
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
İnşaatlarda, altyapı kalitesi nasıl aranmazsa, zihniyetlerin sonucundan ibaret olaylarda da hep üst yapı tartışılır, asla temele inilmez.
Ne zaman eleştirilen sonun başlangıcı çürük temele inmeye, yaygın kanı olmaktan başka hiç bir dayanağı bulunmayan sözde gerçekleri irdelemeye kalksanız, “şimdi sırası mı?”dır.
Atatürkçülüğü kendi güdük kalıpları içine hapsedip eleştirel, dolayısıyla yaşamsal alandan çıkarıp derin dondurucuya kaldıran ceberrut zihniyeti sorgulamaya çalışırsınız, tam da Atatürk’e saldırılan bir zamanda sırası değildir.
Oysa Atatürk’e yapılan haksızlığı ve sayısı giderek artan saldırganların varlığını hazırlayan, belki de asla sorgulanma sırası gelmeyen bu zihniyet, bu Atatürkçülük bendeleridir.
Bendeleridir diyorum, çünkü Atatürkçü geçinen bu zevat, Atatürk’ün yerleştirmek istediği “sorgulayan yurttaş” bilincinden çok uzak, anlamak değil tapınmak ihtiyacı gösteren bir topluluk oluşturmaktadır.
***
İmparatorluklardan doğan tüm ülkeler gibi, Türkiye de topuğunda Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan dikenler taşır. Bu dikenler Ermeni sorunudur, Kürt sorunudur, Osmanlı’yı paylaşmak için saldırıp yenilen Yunanlılara misilleme olarak Rum yurttaş sevgisizliğidir, Alevilere karşı yüzyıllardır devam eden ayrımcılıktır, hatta Hilafet’ten kalan Sünni devletçilik anlayışı, bugün ivme kazanan dincilik ve tarikatçılıktır.
Ne zaman bu dikenlerden birini çıkarmak için “yaraya” dokunmaya kalksanız, Türkiye’nin mutlaka başka bir önceliği vardır, geçmişle hesaplaşmanın, gerçeği aramanın, gocunmadan kabullenmenin, eğriyi doğrudan ayırıp aydınlanmanın, hasımlarla barışmanın sırası asla gelmez.
AKP iktidarı ülkeyi her anlamda perişan ederken, bu iktidara alternatif oluşturamayan muhalefet lideri Baykal’ı eleştirmenin sırası değildir.
Ben bir CHP’liyim ve ne zaman artık partimin başında görmekten bıktığım, hiçbir umudumu, ilkemi, ülkümü ve heyecanımı temsil etmeyen Deniz Baykal’a karşı bir yazı yazsam, pek çok CHP’li okurumdan “Baykal’ı eleştirmenin şimdi sırası mı?” tepkisi alırım.
Baykal da hep muhalefetin başı kaldığından, ne eleştirme sırası gelir, ne de değiştirme...
Oysa AKP’yi iktidara getiren, iktidarda tutan ve zaten iktidardan indirmeyecek olan, tam da ezeli muhalif kalmaya kararlı ve Türkiye’de sosyal demokrasinin iktidara gelişini önlemekten başka işe yaramayan, Baykal’ın ta kendisidir.
***
CHP liderliğinde kendisine biçtiği ya da dışardan telkin edilen ‘ezeli muhalefet’ misyonu o kadar açıktır ki, Deniz Baykal, genel seçim havasına giren yerel seçim hesaplarını, kendi partisinin kazanacağı oylar üzerinden değil, AKP’nin kaybedeceği oylar üzerinden yapmaktadır.
CHP lideri Baykal, belli bir oy oranının altına düşmeden ve belli bir oy oranının üstüne çıkmadan “muhalif kalma” gayretine öylesine kaptırmıştır ki kendisini, seçim yarışında AKP için koyduğu yüzde 52’nin altı başarısızlık, üstü başarı çıtasıyla, CHP’ye bu çıtayı aştırmak niyetinde, dolayısıyla kendisinin yarışmacı bile olmadığını itiraf ettiğinin farkında değildir!
Oysa seçimlerde CHP’nin performansını değil, AKP’ninkini ölçü alan böyle bir itiraf, Deniz Baykal’ın “Türkiye’de sosyal demokrasinin iktidara gelmesini önlemek” amacıyla yüklendiği gizemli misyonu da ele vermektedir.
Ama Baykal’ı tartışmanın sırası asla gelmediğinden, Türkiye AKP iktidarından ancak AKP kendi beceriksizliğine yenildiği zaman kurtulacak.
Bu beceriksizlik de kendisini cehalet olarak gösteriyor ve ekonomik kriz, AKP’nin çakacağı sınav.
Küresel ekonomi öylesine bir darboğazda ki, ticaretle sınırlı bir bilgi birikimiyle aşılamaz ve AKP iktidarı, krizin büyüklüğünü anlamakta bile gösterdiği acz ile ekonomik cehaletini eleverdi.
Ekonomik cehaletin entelektüel cehaletten ayrılamayacağını tartışmanın bence tam sırası.
Çünkü bu krizden ancak bilgi birikimi yüksek, kadın erkek eşitliği daha dengeli, özgür düşünce, dolayısıyla yeni bir felsefe ve çözümler üretebilen toplumlar en az yara alarak çıkacak.
Diğerlerinde çığrından çıkan şiddet ve hadise olasılığı yüksek.
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
Savaşta galip, barışta mağlup? |||
Stephen Zunes, Amerika’nın Orta Doğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı “Tinderbox”ta (ABD, 2002) şöyle yazar...
|
|
Üç vakit ayna |||
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
|
|
Kapitalist komünistler |||
Türkiye’deki liberal devlet, halkı teğelledikten sonra güzel güzel diken ekonomik krize “küresel” çözüm bekleyedursun, başka devletler küresel krizi “ulusal” çözümlerle atlatmaya çalışıyor.
|
|
Türk’ün aşkı başka |||
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
|
|
Nato kafa, iman mermer |||
Ülkemizin siyasal tarihine baktığımızda, tuhaf bir takvim çakışmasıyla karşılaşırız: Türkiye’nin NATO üyeliğiyle laikliğin devlet eliyle delinip, milletin dine imana döndürülüşü aynı yıllara denk gelir.
|
|
Darbe günlükleri (2) |||
28 Aralık 1989: Turgut Özal, Başbakan. Hükümet üniversitelerde türbanı serbest bırakıyor.
2 Kasım 1990: Güneydoğu’da “faaliyet” gösteren irticai terör örgütü Hizbullah’tan ilk kez Cumhuriyet Gazetesi’nde söz ediliyor.
|
|
Darbe günlükleri |||
4 Şubat 1949: TBMM Genel Kurulu. Dinleyici localarından, birden fazla ziyaretçi ezan okumaya başlıyor. Yaka paça dışarı çıkarılıyorlar. Ertesi gün gazeteleri, “iki meczup”tan söz ediyor.
1 Mart 1950: İktidar partisi CHP, tekke ve türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. İlk 19 türbeyi halka açma görevi, nedense Milli Eğitim Bakanlığı’na veriliyor.
|
|
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim |||
Duyduk duymadık demeyin, ben geçen -mübarek- cuma günü Tülay Şubatlı’nın Vatan’daki haberine bayıldım; Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile Prof. Süleyman Ateş’in Darwin tartışmasıyla ayıldım ve Evrim Teorisi’ne rakip çıkan Hurma Teorisiyle imana geldim.
|
|
Allah korkusu ve cinayet |||
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
|
|
Darvine'e sordum Cleveland dedi |||
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
|
|
Şimdi sırası mı? |||
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
|
|
Erdoğan kime özeniyor? |||
“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar, çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır.”
(İnternet deyişi)
|
|
Sus ve Savaş mı? |||
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
|
|
Sidikli Düşmanlık |||
Rashtriya Swayamsevak Sangh, Hindistan’daki en eski ve en büyük Hindu partisi olup, politika sahnesinde gericiliğin amiral gemisi.
|
|
Bugün bizim, yarın kimin? |||
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
|
|
Açılım ve saçılım |||
Cumhuriyet Halk Partisi, 1924 Anayasası’na 1937’deki değişiklikle konulan ikinci maddeyi oluşturan altı ilke üzerine kurulmuş ve bu ilkeleri, altı oklu bayrağında taşımaktadır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik, İnkılâpçılık...
|
|
|
|
|
|
|
|
|