Yılbaşı Geyiği..
Yılbaşı kartpostallarında havalar hep karlı olur ya.. Hadi, bir “karlı fıkra” ile giriş yapalım..
Efendim, Karadeniz’e löp-löp kar yağmış.. Karadenizli Laz feminist hanımlar, kardan adamları devirip, caddelerde kardan adam yapan belediyeyi taşa tutmuşlar.
“- Kardan bayan isterük!..” diye..
Kehh… Kehhh… Keh…
Evet efendim, Dakka bir, gol bir!..
* * *
Bundan sonra, arada sırada böyle yazacaz.. Yazı Müdürüm İbrahim Irmak benim ne yaman matrak adam olduğumu keşfedip, gırgır yazıver arada dedi ya, hazır olun okuyucularım, yanınıza Migros torbası, kalın ağızlıklı şişe filan alın, hepinizi gülmekten şırıl şırıl işeteceğim..
Hadi bakalım, Dakka iki, ikinci golü de atalım!..
Temel, Fadime’den mutlaka bir oğlan çocuk doğurmasını bekliyormuş. Doğum olmuş. Temel, telaşla hastaneye koşmuş, karısına sormuş
-Oğlan, tamam mı?..
-Temel’üm. Belden yukarısı sana benziyür, esaslı babayiğit!..
-Ya, belden aşağısu?
-Tıpkı anası kerata!..
Kehh…. Kehh…. Keh..
* * *
Yılbaşı neden 1 Ocak’tır.. Çünkü Katolik Kilisesi 1 Ocak’ı, İsa Efendi’nin sünnet günü olarak kabul etmiştir, böylece yılbaşının o gün olması dünyada genel bir kabul görmüştür. Yani elalem yılbaşı gecelerinde tepinirken, birinin “bişeyi” kesildi diye kudurduklarını hiç akıllarından bile geçirmezler.
Peki İsa’nın “bişeyi” kaç yaşında iken kesildi acaba?.. Herhalde iriyarı, saçlı sakallı kart bir adamken kesilmedi, di mi ya?.. Efendim, İsa’cık cennet-mekan Meryem Anamızdan 25 Aralık’ta doğmuş, işte o günü Hristiyanlar “Christmas veya Noel” diye kutlarlar, ormanları budayıp evlerine koca koca çamlar dikerler ya, işte o günden bir hafta sonra tam 7 gün sonra, güya İsa’cığın “bişeyi”kesilmiş, yani sünnet olmuş, malum İsa anasından Hristiyan olarak doğmamıştı, bir Yahudi hanımın çocuğu olduğu için Yahudi olarak doğmuştu; Yahudiler de adamın “bişeyini”, tıpkı Müslümanlar gibi keserler biçerler, dikerler, ona da sünnet denir. Hristiyanlar sünnet olabilemezler, bu yüzden onların “bişeyleri” biraz 35 derece kadar yamuktur!..
Kehh… Kehhh.. Kehhh..
* * *
Osmanlı ecdadımız ise, yılbaşı kutlamalarını, 1829 yılında İngiltere Elçisi, Haliç’teki bir gemide baloya, kazasker, serasker gibi devlet adamlarını davet edince, diplomatik bir zorunluluk olarak tanımıştır.
O tarihten sonra kefere milletinin (gayri Müslimler) Beyoğlu-Pera’da yapacağı fuhuşla karışık yılbaşı eğlencelerine, Müslüman milletinin bazı çürük üyelerinin de gizlice katıldığını, Refii Cevad, Refik Halid, Ahmet Rasim, Ercüment Ekrem (Milliyet’ten Umur Talu’nun dedesi) gibi ibikli horozların anılarında pek güzel görürsünüz.
Laik Cumhuriyet yönetimi de, 1926 yılında Tayyare Piyangosu Yılbaşı çekilişi düzenlemesiyle, daha sonra 1929’da devletin kaymak tabakasının verdiği Yılbaşı Balosuyla, birinin “bişeyinin” kesilmesinin kutlandığı yılbaşı kervanına katılmışlardır.
* * *
Peki, bu yılbaşı çam ağacı ne oluyor peki?.. Onun da mı “bişeyini” kesmişler de, ondan mı o da dikiliyor milletin evinin baş köşesinde?..
Anlatalım bakalım.. İngiliz keşiş ve misyoner Sen Boniface (Adamın tam Facebook’luk ismi var hani) totemci Alman yamyamlarını (Germen Druidler) meşe ağacının kutsal olmadığına ikna etmeye çalışırken, böyle bir ağacı yanlış kesip devirmiş ve düşen bir ağaç bir çam fidesi dışında her şeyi ezmiştir. Çok tanrılı Pagan Druidleri, Hristiyanlaştırmaya çalışan keşiş, bunu mucize olarak yorumlayıp fidenin “Çocuk İsa” olarak tanımlanabileceğini söylemiştir (uydurmuştur).
Bundan sonra Almanya’dan başlayarak Hristiyan ülkelerin Noel kutlamalarında çam fideleri bulundurmak gelenekselleşmiştir. Çam ağaçına ilk kandil yerleştiren ise, Protestan Reformu’nun önderi Lartin Luther olmuştur.
Topla hepsini, zırva şeyler yani.. Hadi geçelim..
* * *
Ağa, marabası ile şehre gitmektedir.. Mersedes arabasını durdurup Ağa, yol kenarına sıçar. Adamının sadakatini denemek için, marabaya der ki:
- Sıçtığımı yersen, Mersedes senin olacak!
Maraba boki yer, ğeçer direksiyona Mersedes’e kurulur. Şehirde poz keser. Geri dönerlerken Ağayı sıkıntı kaplar. Köyde karizması sıfır olacaktır. Silahını çeker, marabanın kafasına dayar:
- Çabuk sıç, bokini yiyecem, Mersedes’i geri alacam!..
Çaresiz kalan maraba, kenara sıçar, Ağa boki yer, arabasını geri alıp, direksiyona kurulur.
Köye yaklaşırlarken maraba sorar:
- Ağam sana kurban olem, ama bir sorum olacak. Biz şehre giderken araba senindi, dönerken araba yine senin. Biz, bu bokleri neden yedik?..
Kehh… Kehh.. Keh..
* * *
Konumuz yılbaşıydı , değil mi?..
Hiç şüphesiz yılbaşının modernleşme yolundaki insanların moral dünyasına olumlu katkılar yaptığını varsayabiliriz. Bir günlüğüne gündelik hayatın dertlerinden kurtulup, sağa sola armağan alıp, güzel giysiler giyip, vur patlasın çal oylasın tepinmek psikolojik artıları olan bir atmosfer yaratabilir. Milyarlarca insanın bu günü aşkla kutlamasının başka ne anlamı olabilir ki?..
Bana göre yılbaşı 3 biçimde kutlanabilir:
1-Adam gibi
2-Hayvan gibi
3-Ot gibi
Birincisinde bir eğlence yerinde veya evinde, ailenle, sevdiğin ile, arkadaşlarınla adam gibi yiyip içip eğlenip, vaktinde evine veya yatağına dönüp, güzel bir günün veya yılbaşı gezisinin anısını belleğine kazımanın, yılbaşı fotoğraflarını albümüne yerleştirmenin veya Facebook’ta paylaşmanın adı, adam gibi yılbaşı kutlamaktır.
İkincisinde, yani hayvan gibi kutlamada, yazımın içinde geçen karikatüre bakıp, elalemin hayvan gibi nasıl yılbaşı kutlaması yaptığını görürsünüz. Kafalarına karnaval konilerin geçirip, aygır gibi içip, bar bar bağırıp, tabak kırıp, masa devirip, ona buna sulanıp, mideyi dinamitlerle doldurup, sonra sabaha karşı leş gibi yatağa devrilmenin de bu kategoriye girdiğini ekleyelim..
Üçüncüsü ot gibi yılbaşı kutlamaktır. Mesela benim gibi.. Her yılbaşım ot gibi geçer. Çünkü önemli bir otumdur.. İnsan veya hayvan sınıfına girmemekte sanki kaktüs gibi yıllara-yollara direniyorum. Kendimi çınar ağacı filan mı sanıyorum, çam fidelerinin doldurduğu aile evlerini küçümsüyorum, yoksa çayır çimen mi sanıyorum fillerin, gergedanların ve bilimum hayvanların tepiştiği ağır eğlence ortamlarından ürküyorum.
* * *
Bu yılbaşı ne mi yapacağım?.. Balıkçı kazak, kot pantolon, deri ceket ve bot giyip, bir balıkçı restoranında (Çeşme Ferdi Baba) yemeğimi rol keserek yiyeceğim, azıcık makara geçip.. Taksi ile fasıl dinlemeye gideceğim (Çeşme Sheraton karşısındaki Yasmin Bar).. Oradan erken çıkıp Ilıca Plajı’na inip, dalgaların kenarından yürüyeceğim, kumlar üstünde beleş sevişen genç kuduruklara yan gözle bakacağım. Sonra bir kahveye gelip (Bedesten Kelle Nuri Kahvesi) bir kahve içip, çene çalıp taksiye binip eve geleceğim. Televizyona takılıp, sonra deve gibi yan gelip uyuyacağım. Pek keyifsiz değil mi?.. Ot gibi yani. Doğrudur, size katılıyorum.
Yıllar önce Show-TV’de “Tutti-Frutti” diye bir özel stiriptiz proğramı vardı. Yılbaşılarında tam soyunurlardı.. Stella isimli balık etinde bir şovcu kız vardı. Bayılırdım ona. İple çekerdim kızın sahneye çıkacağı dakikaları.. Müthiş bir şeydi, tombulca ve nefes kesici.. Şimdiki bizim çerden çöpten dansözler, yanında çürük çiroz kalır. Pembiş Stella nerelerdesin sen yahu?.. Hala aklımda takılısın..
* * *
Peki yılbaşılarında, yanında bir hanım niye “yok” diyeceksiniz?..
Bak biri olunca neler oluyor anlatayım.. Bir yılbaşında bir güzel hanım, ille de benimle olmak için can atıyordu. Çağırdık geldi, öyle sıradan biri filan da değil.. İzmir’in ünlü bir okulunun tam tepesindeki genç bir dul. Otelde yer tuttum. Öğleden sonra otele yerleştik. Biraz uyuyayım kendimi toplayayım, ben ihtiyarım, anlayış göster dedim. Uzandım azıcık.
Bir saat sonra boğazım yanıyor, fırladım. Bir baktım ki oda ağzına kadar sigara dumanı ile dolmuş. Hatun fosur fosur çekiyor. Bastım kalayı, o da diklendi. Surat astı. Ortalık bir saatte leş gibi olmuş. Her köşede giysi artıkları, meyve kabukları, içki bardakları, sigara izmaritleri. Tuvalete girdim, benden önce girmiş sifonu çekmemiş. İçim dışıma çıktı.
Hava karardı, salona inip masamıza kurulacağız. Tam iki saatte hazırlandı. Saat dokuz oldu, hala ayna karşısında, suratını çıfıt çarşısına benzetti, boyadı da boyadı.
İtalya’dan getirtmiş siyah ipek bir pantolon giydi, üzerinde göğsü, kolları, sırtı açık kısa bir yelek gibi bir şey. Pantolonun tam arkasında, poposunun tam üzerinde kocaman parlak pullarla bir yazı var. “Kiss Me” yazıyor, yani öp beni diyor. Zaten hatunun baseni Osmanlı kadırgası gibi koskocaman. Pantalonu da giyince, o parlak yazı adamın gözünü çıkaracak kadar öne fırlıyor. Bununla aşağı inemeyiz, çıkar dedim. Sen bana karışamazsın, bu İtalya’dan özel bu gece için geldi dedi. Laf anlatamadık. İndik aşağı..
Herkes bize bakar. Hemen masamıza otur dedim. Bir surat oturdu. Başladı hemen kafayı çekmeye.. Masa komşularımıza (hiç tanıdığımız yoktu) başladı laf atmaya. Özel sorular sormaya. Herkes ondan çekinir oldu bir saat sonra, kahkaha atar aygır gibi, garsona laf yetiştirir olur olmaz zamanlarda.. Etme derim anlamaz, yapma derim anlamaz. Saat oniki oldu, dansa kaldırmadım, çünkü kalksak, poposunda “Kiss Me” yazılı.. Tam 12’yi bir kaç dakika geçe, kafayı bulmuş herifin biri gelip hart diye poposunu öpse ne diyecez?.. Yerimde mıhlandım, hiç kıpırdamadım. O kalkalım der, ben kalkmam. Ben yalnız dans edeceğim demez mi?.. Kalk bakalım, ayağını kırayım dedim. Yaktı bir sigara, surat asıp oturdu.
Odaya döndük.. Ben yatıyom, moralim bozuldu dedim. Yattım uyudum. Sabaha karşı deliler gibi yataktan fırladım. Hart hart bir ses ödümü kopardı karanlıkta. Fareler mi bastı bizi?.. Işığı yaktım hemen. Yatağına oturmuş hart hart elma yiyor, beş altı tane yemiş, kabuklarını da ağzından yere fırlatmış. Bağırdım çağırdım. Oteli terk etti, sabah karanlığında yürüyüşe çıkıyom dedi gitti. Sabah minibüs durağının yanındaki kahvede buldum, kola içiyordu. Hadi gidiyoruz deyip, otobüse bindirdim, İzmir’e evine gönderdim. İşte bir “hayvansı” yılbaşı hatırası..
İçine edeyim yani..
Ben ot gibi yılbaşına devam diyorum..
İnsan gibilere kutlama gönderiyorum.
Hayvan gibileri benden uzak olun diyorum..
* * *
Temel karısını, amcaoğlu İdris’e emenet etmiş ve iyice tembihlemiş:
-Bak oğlum ben Alamanya’ya iş için gideyrum. Yengene sahip ol, bir dediğini iki ettirme. Kimse namusuna filan göz dikmesun! demiş
Temel anasının gözü.. Alamanya’dan seks-şop’tan insanları çıplak gösteren özel gözlük alıp, memleketine dönmüş. Gizlice evinin arka kapısından içeri girip Fadime’ye sürpriz yapmak için gözünde gözlük olduğu halde dikize yatmış. Bir bakmış ki, Fadime ile İdris çırıl çıplak aşna-fişne etmekteler.
“- Oohh demiş, gözlük iyi çalışıyor”.
Gözlüğü çıkaracak olmuş. Fadime ile İdris yine çırıl çıplaklar..
“Allah Allah” deyip yine gözlüğü takmış. Yine çıplaklar.. Çıkarmış.. Yine çıplaklar.. Gözlüğü ayağının altına alıp bir güzel ezmiş:
-Puşt Alamanlar!.. Bana bozuk gözlük kaktırdınız. Alacağınız olsun..
Kehh… Kehhh…. Kehh
* * *
Herkese “gözel insan” gibi yılbaşılar efendim..
Hadi eyvallah!..
Kehh… Kehhh… Keh..
YAŞAR AKSOY
|