İzmir'in Kimliği
(Yaşar Aksoy'un 10 Aralık 2009 günü Ege Üniversitesi MÖTBE Anfisi'nde, Ege Üniversitesi İzmir Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen “İzmir Araştırmaları Sempozyumu” nda gerçekleştireceği Açılış Konferansı için hazırladığı metindir..)
Değerli dostlarım saygılarımı sunar, başarılar dilerim..
Konferansıma başlamadan önce size bir şey göstereceğim. Yanımda bir demet çıra getirdim. Migros'tan aldım.. Demetin üzerinde barbükü, şömine, ocak çırası yazılı.. Bir karış uzunluğunda bunlar.. Yandığı zaman 3 dakika kadar yanmasını sürdürüyor. Bizimkiler daha uzundu, ince bir sopa gibiydi ve yandığı zaman 15 dakika kadar yanardı.
Bizim zamanımızda yani çocukluğumda, çuval çuval çıraları, Büyük Yamanlar'dan katır üstünde inen yörükler Karşıyaka'ya getirirdi. Pazarda satarlardı. Pazar ise şimdiki Kemalpaşa Camii avlusunda idi. O zaman bize kocaman gelirdi, şimdinin küçücük cami avlusu.
Neden bunları anlatıyorum?.. 1950'ler.. 1951'ler.. 52 ve 53'ler.. Beş altı yaşındaydım. Annem yaktığı çırayı elime tutuştururdu, Kadifekale'den şehre giden dehlizlere hepbirlikte girerdik. Hepimizin ellerinde çıralar yanardı. Ablalar, abiler hepsi önlerini çıra ile aydınlatırlardı. O zaman ne pilli lambalarımız vardı, ne lüks lambamız.. Annem tarih öğretmeniydi, her hafta sonu Karşıyaka Lisesi öğrencilerini Kadifekale'ye, Agora'ya, Bayraklı kazılarını götürür, sürekli İzmir tarihini anlatırdı onlara. Beni evde bırakacak kimsesi yoktu, çünkü babam da tatil günleri tarlaya köylünün yanına gider tarla haşare mücadelesi için Ege'yi dolaşırdı.. Bornova Ziraat Okulu'nun ilk mezunu bir zıraat teknisyeni olarak..
İzmir tarihinin derinliklerine ilk kez elimde yanan çıralar olduğu halde adım attım. Kadifekale'de bir tümseğin yanından girdiğimiz büyük bir tünel bizi aşağı doğru götürürdü.. Anamın eteğine yapışmış halde korkudan titreyerek karanlıklarda ilerlerdik.. Bazen korkan öğrenciler Dağ Başını Dumlan Almış'ı okumaya başlarlardı.
Kadifekale'den büyük tünele girince, aşağılarda bizi, yani kentin altında büyük bir tüneller galerisi bekliyordu. Yer yer çökmeler olmuş, tünellerin çıkış ağızlarının nicesi kapatılmıştı. Hiristiyan Şövalyeler, İzmir kaleden kuşatıldığında bu tünellerden Liman Kalesi'ne, İzmir bu kez denizden kuşatıldığında aynı tünellerden Kadifekale'ye kaçarlarmış.. Rivayet böyleydi..
Tünelimizin çıkış noktaları vardı.. Basmane'de şimdiki Şifa Hastanesi avlusunda, yıkılan Lale Sineması altında, iki tane de deniz kıyısında Konak'ta eski hapishanenin altından geçerek denize ulaşan, bir tane de Karataş dağlarında çıkışı vardı. Şimdi hepsi kapalı.. Ama nice Namazgah-Agora evlerinin bodrum katlarındaki geçitlerden bu tünellere giriş vardır. Ben çoğu evde gördüm bunları..
Elimizde çıralarla bir tünel gezimizde, tünelin içinde büyük bir sarhoş ve esrarkeş kalabalığı ile karşılaşınca nasıl da gerisin geri kaçtığımız hatırlıyorum.
Çocuk halimle, elimde yanan çıralarla İzmir'in derinliklerinde gezinmek bayağı maceralı ve heyecanlı bir şeydi, tünelden gerisin geri çıkıp Kadifekale avlusunda bohçalarımız açıp piknik yapardık.. O günleri, Agora'yı, Kadifekale'yi, eski Namazgah'ı, Bayraklı Kazılarını annemin öğrencileri, ablarım ve abilerimle gezdiğim günleri özlemle anıyorum. O günlerin, İzmir tarihçisi olmamda katkısı olduğunu sanıyorum. İnanır mısınız, o eski çıraları güncel araştırmalarımda hayalimden hiç eksik etmedim, edemezdim.
İzmir Araştırmaları'nda sizlerin elindeki çıraların hiç sönmemesini dilerim..
İZMİR TARİHİ
Değerli dostlar.. Dünya şiirinin anavatanı ve Homeros’un yaşadığı kent olarak küresel üne sahip İzmir, tarih boyunca yepyeni gelecekler peşinde koşan tüm kavimlere körpe heyecanların kaynağı olmuştur. Tarih, antik çağlardan beri İzmir’in şiirini diline dolamıştır. Uygarlık, ilk kez bu kentin rıhtımından kalyonlara yüklenerek denize açılmıştır.
Aristo’nun, Büyük İskender’e “Smyrna’yı görmez isen, eksik kalırsın” dediğini rivayet ederler. Çünkü antik çağda bilimin, felsefenin, şiirin, sanatın, kültürün, mimarinin, şehir yaşamının doğup boy attığı bir ileri bölgenin tam merkeziydi bu kent.. Ege’nin boynundaki gerdanlık kızdı..Akdeniz’in incisiydi.. Uygarlığın sanki başkenti, bileşkesiydi..
İzmir, doğurgan ve alabildiğine ihtiraslı uygarlıkların birbirinin sırtına basa basa tırmandığı eşsiz bir tarihsel süreci yaşadı. Vahşet ile aşk, sanat ile yağma, şiiri ile saldırı, zevk ile işkence birlikte ilerlediler. Büyük ve özgün uygarlıklar kuruldu. Sonra kağıttan şatolar gibi devrildiler. Çünkü daha büyük uygarlıklar geldi ve savaşları kazandı. Sonra onlardan daha güçlüleri ortaya çıktı. Smyrna (İzmir), bu tarihsel süreci damarlarında alev alev yaşattı.
İzmir yaşadığı bölgenin tarihinde başrolü oynuyordu. Bu yüzden tarihin başında ona rakip olarak çıkan tüm kentler, Afrodisyas, Efes, Sardes, Heraklea, Aiga, Alinda, Didim, Miletos, Pergamon, Priene, Side, Teos, Phokai, Kyme ve Klazomania, Kolophon gibi kentler, koyu lacivert sisler içinde zamanlar kaybolurken, İzmir yaşamını günümüze kadar sürdürdü.. Yani kısacası İnsan soyu, İzmir kaldırımlarında hep dolaştı durdu.. Efes gibi sokaklarında yalnızca turistlerin dolaştığı bir ölü kent olmadı hiçbir zaman.. İzmir daima canlıydı, capcanlı, hep insan dolu..
Ne demiştik?..
Bir çok kavimler bu kentin kapısına dayandılar.. Kimi Persler gibi kenti yağma etti, kimi Büyük İskender gibi yepyeni uygarlıklar armağan etti. Yeni uygarlık, yıkılanın üzerine kuruldu. Yeni inşa edilen surlar için eski tapınağın taşları kullanıldı. Yeni gerdanlık için eski uygarlığın sikkeleri dizildi. Yeni şiir için, eski kavimlarin aşk türküleri kullanıldı. Böylece uygarlıklar birbirinin içine katlandı. Kültür katları, yerin dibinde üst üste sıraya girdi. Her katta, bir başka uygarlığın kültürü, mirası, mücevherleri, aletleri vardı. Uygarlıklar böylece yerin dibinde enfes ve esrarlı kilimler dokudular.
İşte Bayraklı-Smyrna Kazıları.. İşte Agora kazıları.. İşte Yeşilova Höyüğü ve çevre kazıları.. İşte yeni başlayan Kadifekale kazıları.. Bu dediklerimizi işaret etmiyor mu?..
KAVİMLER GEÇİDİ
Devam edelim.. Roma İmparatoru Marcus Tartius zamanı bir Roma sikkesinin üzerinde “Asyanın Birincisi İzmirliler” cümlesi vardır. Sikkenin öbür yüzünde bir Amazon kabartması bulunur. Amazon kabartmalı nice İzmir sikkesi, kentin Smyrna isimli bir Amazon Kraliçesi tarafından kurulduğunu fısıldayan efsanelere gönderme yapar. Efsane, bu Amazon kraliçesinin kendi ismini bu şehre verdiğini anlatır.
Yine Roma döneminde yontulan bir mermer kitabede İzmir'e, “Alimler Ormanı” denmiştir. Yine 3 büyük Roma İmparatoru Maksimiyen, Gordiyon ve Galiye zamanındaki madalyaların üzerinde “İzmir'de Asya'nın Genel Olimpiyatları” cümleleri vardır.
Demek ki, Asya'da bilimde, sporda, kültürde “En Birinci” bir kent ile karşı karşıyayız. Biraz gururlanalım değil mi?..
Değerli dostlarım.. İzmir uygarlık katlarının en altında Batı Anadolu'nun ilk halklarından Luviler veya Lelej'ler vardır. Sonra sırasıyla Hitit ve Hitit türevi halklar, sırları bir türlü çözülemiyen efsanevi Amazon halkı, Frigya, Lidya, Eolya, İyonya, Pers, Büyük İskender'in Hellenistik Uygarlığı, Bergama Krallığı, Roma, Bizans, cennet mekan Çakabey'le başlayan Türkmen, Selçuklu, Osmanlı ve Modern Türk kültürleri aşağıdan yukarıya doğru sıralanır. Bu buluşma, bu kaynaşma, bu alaşım, bu ebru, bu beste, bu şehrin tarihsel ve sosyal taban formatını yaratmıştır.
Her türden halk, her türden insan, her türden din ve kültür, bu şehrin mayasında, kanında buluşmuş ve gürül gürül kaynaşarak akıp gitmiştir yüzyıllar boyunca.. Kim bu şehre baştan sona Grek, Pers veya Romalı diyebilir ki?.. Herkes var bu eşsiz alaşımın içinde.. Halikarnas Balıkçısı'nın ve Azra Erhat'ın kulakları çınlasın.. Mavilikler içinde uyusunlar..
HUZURLU KENT
Bu tabloda Osmanlı’nın inanılmaz bir üslubu vardı. Anadolu Uygarlıkları'ndan arta kalan Anadolu'nun eski yerli halkları, Rumlar, Ermeniler, bölgenin yeni egemen etnik sahipleri Türkmenler, İspanya’dan kaçan Museviler, doğuya gelip yerleşen Hristiyan Avrupalı sosyal unsurların oluşturduğu Levantenler, Balkan göçmenleri, Kafkas göçmenleri, Afrika köleleri, Araplar, Romanlar hepsi, herkes, hepimiz, Osmanlı potasında, İzmir’e buluştu, kaynaştı ve yaşayıp gitti.
Nasıl yaşadılar?
Ticaretin rantını bölüşerek.. Çünkü burası ticaretin de başkentiydi.. Selanik ile İstanbul siyasi kavga içinde didişirken, İzmir işine bakıyordu. Kimi, tüccardı, kimi komisyoncu, kimi hamal, kimi, memur, kimi polis, kimi esnaf, kimi işçi, kimi çiftçiydi.. Ama hepsi İzmir’e huzur içinde yaşadılar..
Ne zaman kadar?..
İşgalci Yunan bayrağı bu topraklara gelinceye kadar. O işgal başladı, dirlik, düzenlik bozuldu.. İzmirlinin bunda hiç kabahatı yoktu. Sonra kurtuluş savaşı oldu.. Dirlik düzenlik, Cumhuriyet idaresiyle yeniden kuruldu. Osmanlının İslami hoşgörüsü, yerini Cumhuriyet’in devrimci dayanışmasına bıraktı.. Huzur yine geri geldi..
İZMİR SENTEZİ
Değerli dostlarım.. Günümüz İzmir’i de, çeşitli kültürlerden gelen insanların yarattığı çağdaş modern bir sentez olma yolundadır. Osmanlı’dan arta kalan İzmir halkına, kurtuluş savaşı sonunda tüm Rumeli’nin binbir çeşit mübadil göçmeni, Kafkas göçmenleri, yani Azeri, Çerkez, Çeçenler, benim gibi dededen Ahıska Türkleri, iç Ege ve iç Anadolu göçmenleri, daha sonra hızla Doğu ve Güneydoğu göçmenleri (genellikle Kürtler ve Araplar) katıldılar. Zaten bu şehirde Levanten Hristiyan Avrupa kökenliler, İspanya göçmeni Museviler, Afrika göçmeni zenciler ve dünyanın her yerinden kopup gelmiş Romanlar da vardı. Hatta az da olsa Ermeniler ve Rumlar da kalmıştı.
Ne oldu?..
Hepimiz, “İzmirli” olduk.. Hepimizin İzmir’i, hepimize yetti.. Tatar Mahallesi, Kürt mahallesiyle karıştı. Eşrefpaşa göçmen mahallesi, Azerilerle doldu taştı. Yahudiler, bu kez Alsancak’ta Müslümanlarla apartman kapı komşusu oldu. Levantenler, hızla Türkleşti.. Karşıyakalı Sudanlı zenci Arap Osman, beldenin fanatik taraftarlarının simgesi oldu.
Grek kökenli ressamımız Eli Filidis onur duyduğumuz İzmirli bir sanatçı oldu, Kürt kızı Yıldız Tilbe’ye taptık, hele Roman kızı Kibariye hepimizi ağlatmadı mı?.. Musevi Avram Ventura, ismini kentin şiir başköşesine yazdırdı. Ermeni Jozef Keşişyan, en sevdiğimiz ağabeyimiz oldu. Roman boksör Mayk, en sevdiğim arkadaşım oldu. İtalyan kökenli Maria Rita Epik, şehrimizin en sevilen sanatçısıdır, keza Musevi araştırmacı Sara Pardo’yu hep alkışlarız. Çünkü hepimiz İzmirliyiz.. Hepimiz İzmir'iz..
Osmanlı döneminde İzmir hoşgörünün başkenti idi. Cumhuriyet döneminde ise çağdaşlığın, demokratik değişimin, yenilenmenin ve ilericiliğin temsilcisi oldu, demokrasinin beşiği oldu, toplumsal devrimlerin öncüsü oldu. Ekonomik kalkınma fikrinin oluşturulduğu ulusal iktisat kongrelerinin toplandığı, fuarların yaratıldığı, sanayileşme kıvılcımlarının büyük heyecanlarla yaşandığı bir güzelim kent olarak, yine ulusal çoşkunun, ulusal birliğin en anlamlı yaşandığı bir kent olarak gönüllere yerleşti. Bu yüzden onu kıskananlar da çok oldu, hala ona kem gözlerle bakanlar yok mu?..
İzmir ulusal kurtuluşun simgesidir.. Milli mücadelenin hedefidir.. İzmir, Türkiye’nin aydınlık yüzüdür, herkesin İzmir’idir, hoşgörülüdür, özgür yaşamın kalesidir, Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık savaşçılarının kentidir, devrimci dönüşümlerin kentidir, demokrasi taleplerinin zirvesidir, aydınlık bireylerin kentidir, sivil kenttir, dişi kenttir..
İzmir, Halit Ziya Uşaklıgiller'in, Tevfik Nevzat'ların, Türkçü Necip'lerin, Rakım Elkutluların, Mustafa Necati'lerin, Vasıf Çınarların, Hasan Tahsin'lerin, Haydar Rüştüler'in, Ziya Somar'ların, Asım Kültür'lerin, Ahmet Adnan Saygun'ların, Cevat Şakir'lerin, Samim Kocagöz'lerin, Attila İlhan'ların, Şükran Kurdakul'ların şehridir..
İzmir, cumhuriyetin ulusal bileşimini başarmıştır.. Burada bir Giritli ile Konyalı, bir Selanikli ile Manisalı, bir Azeri ile Diyarbakırlı kolkoladır, yanyanadır.. Huzurludur, mutludur, devrimlerini korumakta kararlıdır.
İZMİR'İN GELECEĞİ
Peki ya gelecek?..
İzmir'in geleceği için ne söyleyebiliriz?..
Biz, İzmir'in geçmişindeki parametreleri koruyarak, geliştirerek, tarihi yörüngesini yerel, ulusal ve global boyutlarda sürdürebilirse başarılı olacağına inanıyoruz..
Peki geçmişin yörüngesi nedir?..
Geçmişte öne çıkanlar nedir?.. Bizi buralara kadar getiren temel özellikler nedir?..
Çok kitap karıştırdım. Kütüphaneler devirdim. Bu konuda dünya üzerinde en doğru, en güzel yorumu galiba, Prof. Daniel Goffman, 1990 yılında Washington Üniversitesi Yayınları'ndan basılan “İzmir and Levantin World” isimli kitabında ileri sürmüştür. Açalım kitabı ve sonuçtaki bölümü okuyalım:
“- İzmir zengin bir kozmopolitizm üretecek olan bir halklar ve çıkarlar eriyiğini başarmıştır. İzmir, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki etnik ve dini çeşitliliği belki diğer tüm şehirlerden daha fazla gösterdi. Şehrin ekonomik yükselişi, Osmanlı toplumunu niteleyen halklar mozayiğinin başarısı bağlıdır.
İzmir erken yeni çağ Avrupa kentinin gelişimine hayret verici bir şekilde benzeyerek, merkezi devleti oyuna getiren, kendi ekonomi politikalarını yürüten, benzersiz derecede özgür, kendi kendini yöneten otonom dünyalardan oluşan barış içinde bir liman kenti sürecini yaşadı ve yükseldi.”
Bakın dostlarım, bu tarifin içinde hoşgörü, etnik barış, özgür ticaret ve yükselen ekonomi söz konusudur. Öncelikle hoşgörü olmadan, kentsel iç dayanışma olmadan, binbir türlü etnik, dini ve kültürel yapının yanyana yaşadığı kozmopolit bir ticari limanda, ticaret rantının (çıkarların) bölüşülmesi barış içinde gerçekleşemez ki..
İşte, Osmanlı İzmir'i buydu..
Hani, 1900'lerde ona, Petit Paris (Küçük Paris) denilen..
Hani, Victor Hugo'nun 1839'larda yazdığı şiirinde bir Prensese benzettiği..
Hani, sahilinde fesli ile şapkalının, şalvarlı ile pantalonlunun yan yana gezindiği..
Batı ile Doğu'nun kesiştiği..
Batının en doğusundaki..
Doğunun en batısındaki..
Yani, tam Akdenizli, hakiki Egeli..
İşte herkesin hayran olduğu, hatta emperyalist emellerin, işgalci ulusların da gözünü kamaştırdığı İzmir buydu..
Öyle ise, yükselen ticaret, sürekli hoşgörü, ulus bilinci içinde kimlik zenginliği ve çağdaş yaşamı yaratabilmek ülküleri, geleceğimizin yörüngesinin ana parametreleri olmalı.. Geçmişin ana kulvarı üzerine oturmalıyız, kendimize yepyeni kimliklerle yere basmayan post-modern kent ütopyaları aramamız abesle iştigal değil midir?.. Paris kendine kimlik mi ararmış?.. Prag'da kimlik araştırması mı olurmuş?.. Selanik'e bambaşka gömlek bir nasıl giydirebilir ki?,,
Haydi bakalım.. Necati Cumalı'nın pek güzel İzmir'i anlattığı, “İthaf” şiirinden bir bölümü okuyalım:
Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde
Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir
O aşık kadınları, levent erkekleri nerde
Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir?
Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri
Bize gelen yüzyılların hikayesi sır
Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği
Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır..
Evet sevgili dostlarım.. Evet.. Şairin dediği gibi İzmir'in sırları var.. İzmir Araştırmaları bu kadim şehrin sırlarını aydınlatmaya çalışıyor..
Elimize çıralarımız alıp, ateşini yaşalım ve İzmir'in gelmişini, şimdisini ve geleceğini aydınlatmaya çalışalım değerli dostlarım.. Teşekkür eder, başarılar dilerim.
EK:
İZMİRLİLİK KRİTERLERİ
Kültür Bakanı Dr.Suat Çağlayan tarafından görevlendirilen “Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi”nin (İZAR) genel yönetmeni Yaşar Aksoy ve ekibinin, merhum Attila İlhan başta olmak üzere 100 tanınmış aydını ve 900 çeşitli kesimlerden vatandaşımızı kapsayan “İzmir Sözlü Tarih ve Kültür Araştırması”nın sonuçlarına göre “İzmirlilik Kriterleri” şöyle belirlenmiştir. (1000 sayfalık bu Kültür Bakanlığı Araştırmasının sonuçları ilk kez basına ve kamuoyuna açıklanmaktadır).
1-İzmirli, sınırsız bir Atatürk sevgisi, 9 Eylül kurtuluş heyecanı ve inançlı bir Cumhuriyet bilinci taşır.
2-İzmirli nereden gelmiş olursa olsun, şehrine derin bir bağlılık hisseder. Özellikle eski İzmir’in sararmış kartpostallarda kalmış görüntüleri, hem on kuşak yerli İzmirliyi, hem de örneğin bir Mardin göçmenini büyük ölçüde etkiler, ilgilendirir.
3-İzmirli, çağdaş insancıl kişidir. Kültüre, sanata, müziğe, şiire, şarkıya, güzel ve temiz giyinmeye, rahat bir ömür sürmeye yatkın kişidir. Sosyal insandır. Vatanını, kentini ve çevresini, ailesini, komşusunu, mahallelisini kendinden ayırmaz.
4-İzmirli, hangi semte ait ise, o semtin ayrıca fanatiği olur. Göztepeli, Karşıyakalı, Bornovalı, Hatay-Eşrefpaşalı, Alsancaklı, Bucalı gibi mikro semt kültürlerini canlı biçimde yaşar. Mikro semt kültürlerinin bileşkesi (üst şemsiyesi), makro şehir kültürüdür, yani “İzmirlilik” bilinç ve tutkusudur. Kente sonradan gelenler de, bir kuşak sonra bu bilince sahip olurlar. Karşıyaka takımın taraftarlarının yarısı artık varoşlardan doğulu gençlerdir. Göztepe, karışık Balkan göçmenlerinin torunlarıdır. Altınordu, İzmirspor, Altay, Buca’nın taraftarları da o semtlerde kim yaşıyorsa şimdilerde, onların tutkularını yansıtır.
5-İzmirli, içinden çıkan ünlülere bayılır. Hep onları konuşur. O kişi, ister Sezen Aksu, ister Metin Oktay, ister Kibariye veya Yıldız Tilbe, ister Attila İlhan veya Yılmaz Özdil olsun, kitleler bu isimler çevresinde sarsılmaz biçimde birleşir.
6-İzmirli, sürekli daha iyi yaşamak ister, içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal düzeyin daha iyi olmasını ister, kendine soğuk iktidarları, kendine yol vermeyen makro ekonomiyi, iş yapmayan bürokrasiyi ve dar çevre içinde yaşayan kendi büyük burjuvazisini hep eleştirir.
7-İzmirli, dünyaya açıktır, hızla Batılılaşmak ister, Avrupa Birliği’ne en yatkın sosyal özellikler taşır, çağdaştır. Asla çağdaşlıktan vazgeçmeyecek bir inatçı kentlilik duygusu içindedir. Asla Ortadoğulu olamaz. Her türlü dikta, darbe, demokrasi karşıtlığı, ırkçılık, terörist bölücülük, vatansız kozmopolitlik ona yabancıdır. Gerektiğinde oylarıyla tepkisini ortaya koyar. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Ecevit CHP’si, ANAP, SHP ve günümüzdeki CHP tepkileri buna işaret eder.
YAŞAR AKSOY
|