|
|
Sus ve Savaş mı?
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
Belki oldum olası ‘cambaza bak cambaza’ diye avallaştırılan halkı bilinçlendirmek yerine, ‘mankene bak mankene’* diye oyalamaya devam eden medya, sanki çok konuşurmuş gibi yaparak susmuştur, yıllar önce...
Belki de halk cambaza, mankene bakmayı okumaya, düşünmeye yeğlediği için -ne de olsa arz talep dengesi- önce basın susmuştur, şimdi de korkudan, halkın kendisi...
Yandaş basın, zaten doğası gereği oldum olası günlük güneşlik havadan, kirli bile olsa temiz sudan söz eder, incir çekirdeğinden tartışma, kayısı kurusundan haber yapardı. Muhalif basın da vergi kılıcı sallandığından beri tepesinde, haberin yorumun kılını kırk yarıyor, olmadık bir yerine batmasın, diye.
Sonuç olarak, Türkiye’de medya ile telefon iletişimi eşitlendi. Şahsım dahil haber verenler, haber alanların telefonda konuşabildikleri kadar ve konuşabildikleri konuları işleyebiliyor.
Türkiye sustu, Türkiye’yi konuşmuyor.
Dolayısıyla Türklerin derin Türkiye’den haberi yok. Her zamanki sığlıkta geyik muhabbetiyle oyalanıyor.
Dünyada olup bitenleri izliyoruz, bu sakıncalı değil. Hangi ülkelerin ekonomik krizle kavrulduğunu konuşuyoruz, ama Türkiye’yi nasıl vurdu, toplum nasıl bir bunalıma girdi, kaç gencin hayatı karardı, kaç kişi intihar etti, kaçı intihar arefesinde çaresiz, bilmiyoruz...
Böğrüne iki tabanca dayayan biri, intihar eden bir diğeri, borç cinneti geçirip ailesini doğrayan belirli sayıda örneklerin dışında toplu, global bir fikrimiz yok. Olamıyor.
Hırsızlık amaçlı cinayetlerin artışından, kendi halinde insanların bile acınası gülünçlükte soygunculuğa kalkmasından bir şeylerin, hatta epeyce büyük şeylerin yolunda gitmediğini anlıyoruz tabii.
PKK savaşına döndü ekonomik krizin bilançosu.
Ölenleri gizleyemiyorlar, çünkü cenazeleri kalkıyor. Ama kaç gazimiz var, kaçının gözü çıktı, kaçının bacağı kesildi, eli koptu, kulağı patladı, kaçı psikolojik sorunlar yaşıyor, meçhul...
Ekonomik kriz yokmuş gibi ‘yapılan’ Türkiye, susuyor.
Genelmiş gibi yapılan yerel seçim nutuklarını dinliyor halk, hatta coşkuyla alkışlıyor... Fakat telefonda konuşmadığını kulaktan kulağa fısıldıyor: ‘Krizin anası Mart’tan sonra...’
Cambaza mankene ne kadar meraklıysa da krizin asıl yerel seçimlerden sonra, yani ‘seçim ekonomisi’nin bitiminde vuracağını hesaplıyor.
Ve bu hesap hem yerel, hem de küresel bir doğruluk payı taşıyor. Çünkü dünya da soluğunu tuttu, marttan sonra olacakların korkusuyla ürperiyor.
G20 diye anılan en büyük yirmi ülkenin bir numaraları, nisan başında Londra’da küresel krize karşı ortak önlemler almak için toplanıyorlar. Ancak bu zirveye yönelik ‘kurtarıcı’ beklentisi o kadar arttı ve yetkililer de öylesine uçuk vaatlerde bulundular ki sermayeyi kurtarmak için aslında soymaya hazırlandıkları ‘seçmen’ halklarına, ekonomistler karamsar.
Bazıları, G20 Zirvesi’nin Londra’da toplanmasında bile uğursuzluk işareti görüyor ve nisan başındaki Dünya Ekonomik Zirvesi’ni 1933 yılında yine küresel krize çözüm bulmak için yine Londra’da toplanan Dünya Ekonomi Zirvesi’ne benzetiyor.
Zamanın en büyük 6 ülke temsilcilerini 1929’da ABD’de patlak veren ve dünya krizine dönüşen ‘Büyük Buhran’a karşı ortak önlemler almak, ekonomiyi yeniden yapılandırmak için bir araya getiren 1933 Londra zirvesi, tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı.
Uluslararası para sistemi, bu zirvede gömüldü ve birkaç yıl sonra,
İkinci Dünya Savaşı patladı.
Yüzyıla girdiğimiz gün, yani sekiz yıl önce yazdığım bir makalede, ‘20. yüzyıl, iki dünya savaşına sahne oldu. 21. yüzyılın barış içinde geçmesi için hiçbir neden yok...’ demiştim.
Dünya, kapitalizmin en büyük ikinci krizi 2008’de başlayan ekonomik çöküşün bir dünya savaşına yol açmasından korkuyor.
Türkiye ise konuşmaktan.
Susalım, bakalım. Susarsak sıra bize gelmez, mi dersiniz?
* Cambazdan mankene döndürülen bakış açısı, aziz dostum Melih Aşık’ın bir saptamasıdır.
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
Savaşta galip, barışta mağlup? |||
Stephen Zunes, Amerika’nın Orta Doğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı “Tinderbox”ta (ABD, 2002) şöyle yazar...
|
|
Üç vakit ayna |||
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
|
|
Kapitalist komünistler |||
Türkiye’deki liberal devlet, halkı teğelledikten sonra güzel güzel diken ekonomik krize “küresel” çözüm bekleyedursun, başka devletler küresel krizi “ulusal” çözümlerle atlatmaya çalışıyor.
|
|
Türk’ün aşkı başka |||
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
|
|
Nato kafa, iman mermer |||
Ülkemizin siyasal tarihine baktığımızda, tuhaf bir takvim çakışmasıyla karşılaşırız: Türkiye’nin NATO üyeliğiyle laikliğin devlet eliyle delinip, milletin dine imana döndürülüşü aynı yıllara denk gelir.
|
|
Darbe günlükleri (2) |||
28 Aralık 1989: Turgut Özal, Başbakan. Hükümet üniversitelerde türbanı serbest bırakıyor.
2 Kasım 1990: Güneydoğu’da “faaliyet” gösteren irticai terör örgütü Hizbullah’tan ilk kez Cumhuriyet Gazetesi’nde söz ediliyor.
|
|
Darbe günlükleri |||
4 Şubat 1949: TBMM Genel Kurulu. Dinleyici localarından, birden fazla ziyaretçi ezan okumaya başlıyor. Yaka paça dışarı çıkarılıyorlar. Ertesi gün gazeteleri, “iki meczup”tan söz ediyor.
1 Mart 1950: İktidar partisi CHP, tekke ve türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. İlk 19 türbeyi halka açma görevi, nedense Milli Eğitim Bakanlığı’na veriliyor.
|
|
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim |||
Duyduk duymadık demeyin, ben geçen -mübarek- cuma günü Tülay Şubatlı’nın Vatan’daki haberine bayıldım; Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile Prof. Süleyman Ateş’in Darwin tartışmasıyla ayıldım ve Evrim Teorisi’ne rakip çıkan Hurma Teorisiyle imana geldim.
|
|
Allah korkusu ve cinayet |||
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
|
|
Darvine'e sordum Cleveland dedi |||
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
|
|
Şimdi sırası mı? |||
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
|
|
Erdoğan kime özeniyor? |||
“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar, çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır.”
(İnternet deyişi)
|
|
Sus ve Savaş mı? |||
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
|
|
Sidikli Düşmanlık |||
Rashtriya Swayamsevak Sangh, Hindistan’daki en eski ve en büyük Hindu partisi olup, politika sahnesinde gericiliğin amiral gemisi.
|
|
Bugün bizim, yarın kimin? |||
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
|
|
Açılım ve saçılım |||
Cumhuriyet Halk Partisi, 1924 Anayasası’na 1937’deki değişiklikle konulan ikinci maddeyi oluşturan altı ilke üzerine kurulmuş ve bu ilkeleri, altı oklu bayrağında taşımaktadır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik, İnkılâpçılık...
|
|
|
|
|
|
|
|
|