Kurbanınız olayım…
12 Eylül öncesiydi…
İzmir’de, Hatay Caddesi’nden Üçkuyular yönüne giderken Nokta Durağı’nda, trafik lambalarında soldan yukarı bir yol çıkardı. O yola girdin mi biraz ileride bir park vardı. Parkın yakınlarında ise Hatay Ülkü Ocakları Derneği.
Arkadaşım Hasan’la parkta oturmuş gevezelik ediyorduk. Henüz lise öğrencisiydik.
Yanımıza iki “abi” geldi. Biri esmer, uzun boylu ve zayıftı; ötekisi ise ondan daha kısa, sarışın, sakallı ve yeşil asker parkalı, ayağında da postallar vardı.
“Solcu”ya benziyorlardı.
“Selamün aleyküm” değil “merhaba” dediler.
Oradan buradan sohbet ederken bizi “ocak”a davet ettiler, anladık ki solcu değillerdi.
Ardından “Türklük”ten, “Türk olmak”tan, “komünistlerin memleketi nasıl da satmak, bölmek istediğinden” söz açtılar. Kuzu gibi başladıkları sohbeti kurt gibi bitirdi sarışın olanı elindeki kibrit kutusunu göstererek:
“Bize karşı çıkanı paramparça ederiz, en ufak parçası bu kadar olur.”
Parka çıkan o yolun başında, Hatay Caddesi üzerinde trafik lambalarının dibinde bir plakçı vardı. Dükkanın önü genişti ve üstündeki apartmanda bir başka sınıf arkadaşım oturuyordu. Biz, işte o plakçının önünde gevezelik ederken, parka çıkan o yoldan bir gürültü koptu. Silah sesleri ile birlikte yoldan o sarı “abi” fırladı, peşinden sivil ve resmi polisler... İzmirli Ülkücülerin en azılılarından “Sarı Murat”, o gün orada, gözümüzün önünde, elinde silahı ile yakalandı. Cinayetten aranıyordu.
Sonra 12 Eylül geldi, asker darbe yaptı, faşist-komünist dinlemedi herkesi içeri tıktı.
Alparslan Türkeş, “Fikirlerimiz iktidarda ama biz hapisteyiz” dedi.
12 Eylül askeri yönetimi, faşistleri de komünistleri de astı.
Sonra demokrasiye geçildi.
Kendilerine darbe yapılanlar tekrar parti kurdular…
Demirel, Ecevit ve Erbakan başbakan oldular.
Demirel cumhurbaşkanlığı da yaptı.
Türkeş’in ömrü yetmedi ama partisi iktidar ortağı oldu.
Komünistler Türkiye’yi satamadılar, bölemediler.
Zaten 1989’da Berlin duvarı yıkıldı, çevrede Türkiye’yi satacak, bölecek, yıkacak komünist de kalmadı.
Demem o ki İzmir’de 1980 öncesinde de faşistler vardı, 1980 sonrasında da…
* * *
Amma ve lakin İzmir’de kaç tane faşist var?
İzmir’in nüfusu 2008 sayımına göre 3 milyon 800 bin.
DTP konvoyuna taş atan kaç kişi?
Türkiye’de 62 tane siyasi parti var.
Çoğu da İzmir’de örgütlü.
Ama İzmir’de DTP’lilere taş atanlar (eğer bu bir provokasyon değilse) elleri ile “bozkurt” işareti yaptıklarına bakılırsa sadece MHP’liler-Ülkücüler.
Gazetelerdeki bir fotoğrafa bakıp (ki sarı saçlı, büyük göğüslü, eli taşlı genç kızın fotoğrafı, o genç kız DTP konvoyuna da başka bir şeye de taş atsa, birinci sayfaya basılmak için yeterince seksi bir fotoğraftır ve fakat birinci sayfadan yayınlanan bir fotoğraf için yine birinci sayfaya girebilecek ölçüde dramatize edilmiş bir haber-hikaye de yazmak gerekir) daha düne kadar AKP’ye karşı olan İzmirlilerin bu sefer külliyen DTP’ye, DTP’lilere ve Kürtlere karşı olduğunu söylemek ne kadar doğru olur?
Kadifekale baştan aşağı Kürt iken, bütün midyeciler Mardinli iken, bütün apartmanları Kürt ameleler inşa ederken İzmirliler’in aklı neredeydi?
“İzmirli, yaşam tarzının değişmesi tehlikesine karşı AKP’ye tepki gösteriyor” deniyor, peki DTP de mi İzmirli’nin yaşam tarzını değiştirecek ki ona taşla saldırılıyor?
Değil elbette…
Taş atanlar belki İzmirli ama asla İzmir değil.
* * *
Bu noktada sanırım mesele lümpenlik.
Lümpenliğe yol açan ise eğitimsizlik ve işsizlik.
TDK, Almanca kökenli “lümpen” sözcüğü için şu tanımları vermiş:
1. Sınıfsız.
2. Ayaktakımı
Dil Derneği’nin “lümpen” tanımı ise şöyle:
1. Yoksul, sefil.
2. Lümpen proletaryadan olan.
3. Emekçi sınıfının, işsiz kalmış, çok yoksul, sınıf bilinci olmayan en alt bölümü.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine Ağustos 2009 itibariyle ülkemizde 3 milyon 429 bin işsiz var.
Bu sayı, oransal olarak yüzde 13,4’e denk geliyor. İzmir gibi kentsel yerlerdeki işsizlik oranı ise yüzde 16,5’e yükseliyor.
İşsizlerimizin yüzde 70’i erkek, yüzde 55'i ise en fazla ortaokul (şimdinin ilköğretim okulu) mezunu, yani lisede okuyamamış.
Hitler, Nazi partisini kurarken işte böyle bir nüfus yapısına yaslanmıştı.
Önce Yahudilerden ve komünistlerden bir düşman yaratmıştı.
Sonra da o düşmanı “Sizin olması gereken işlerde onlar çalışıyor, sizin olması gereken servete onlar sahip, sizin olması gereken yazlıklarda onlar oturuyor, üstüne üstlük bir de Almanya’yı satıyorlar, bölmeye kalkıyorlar” söylemi ile genç işsizlere hedef gösterip, ilk SS (Schutzstaffel) birliklerini bu genç işsiz Almanlar’dan derlemişti.
Sonra neler olduğunu, Hitler’in ve SS’lerinin sonunu, herhalde DTP konvoyuna taş atan İzmirliler de biliyordur.
Genel yayın yönetmenim şaka yollu dedi ki “Biz hedef kitle olarak gençleri belirledik ama onlar, senin yazdıklarını anlamıyor!”
Olup biteni ancak yukarıdaki gibi anlatabiliyorum.
Daha da nasıl anlatayım bilemiyorum.
Ama nüfusumuzun tam yarısının 28,5 yaşının altında olduğu ortada.
İşte Türk’ü ile Kürt’ü ile o 36 milyon gence seslenmek istiyorum:
Kurbanınız olayım!..
“Kan”ınızın ve “gurur”unuzun kurbanı olmayın!..
Faşizm, her iki taraf için de sadece ölüm demektir.
Sizin ise önünüzde uzuun bir hayat var.
Hepinize iyi bayramlar!
Sedat Pişirici / 26 Kasım 2009
|