|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
11.01.2012 16:55:33
PARADOKSAL BİR İNANÇ : DAYAK CENNETTEN DOĞAR!
Günümüzde Aile terapisi ve danışmanlığında ilişkiler ve ilişki içinde yaşanılanlara dair söz söylemek, yazılar yazmak için pek çok konu başlığı olmakla birlikte ne yazık ki dünyada ve ülkemizde de halen sabit kalan , değişmeyen , tekrar tekrar gündeme gelen ; ilkel fakat hiç durmadan anlatmaya çalıştığımız bir konu var ; Kadına Şiddet !
Yılın belli zamanlarında , haftanın belli günlerinde ve hatta günün belli saatlerinde yayın araçlarında , bir çok uzmanın çalışmalarında , kitaplarda ve dergilerde durmaksızın ele alınan bir konu nasıl oluyor da hiç değişmeden devam ediyor? Ve hatta artıyor…
Yapılan bunca çaba mı boşuna ? Yoksa yapılan çalışmalar mı eksik ? Böyle bir kanıya varılması alanlarında bu konu ile ilgili emek veren kişi ve kurumlara haksızlık olur. Kurumsal ve Medyatik alanlarda yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlamak amacı ile bireysel ve ilişkisel yapılara da kaynak olmak gerekmektedir…
İnsanlar da ilişki kurmaya tüm canlılar gibi güdüsel olarak ihtiyaç duymasına rağmen , şeklini davranışlar yolu ile koşullanarak öğrenir. Bebek ilk kalp atışı ile annesiyle ilişki kurmaya başlamış olur. Doğumun gerçekleşmesi ile de bu ilişki sadece güdülenmelerde, duygularda değil davranışlar ve alışverişlerle şekil alma sürecine girer. Anne ve ilerleyen günlerde baba, ve onların kurduğu ilişki şekilleri bebeğin yaşamını sürdürmesi ve yaşamı anlaması için gerekli kaynaktır. Bu kaynak hiçbir zaman değişmez…..
Kendisinin güven , korunma, sevilme ,üzüntü, öfkelenme gibi dürtüsel kaynaklı duygu ve davranış boyutundaki ihtiyaçları nasıl giderilse bireyin; o da yaşamın ilk yıllarında aldığı bu kalıplar ile ilişkilerini sürdürecek, devam eden yıllarda şekillendirecektir.Bu anlamda da insan canlısı aslında ŞİDDET denilen mağduriyetle de tanışmış olmaktadır.
Anne –Baba büyümek ve hayatta var olabilmenin , yaşamın devamını sağlamak için gerekli olan temel kaynaktır, çocuk bu kaynağın kendisine kötü bir şey yaptığına inanamaz ; çünkü inanırsa duyacağı acı var oluşana engel olabilir.Her koşulda ebeveyn Onu seviyordur , kendisi için doğru olanı yapıyordur,” eee ne demişler Kızını dövmeyen dizini döver”…….
Şiddetin normal olabildiği, kabullenildiği, yanlıştan döndürmenin gereği olduğu, hemen her ailenin olmazsa olmazı olarak kabul edilen ilişki ve aile kurma modelinin öyküsü burada başlamaktadır…
Bebeklik ve çocukluk dönemlerine ait olan temel bakım ,korunma ,barınma gibi yaşam ihtiyaçlarını karşılayan yetişkinlerin “şiddet” uygulamasının normal bir ilişki şekli olduğunu kabul ederek ya da ettirilerek büyüyen ve büyütülen bireyler için ; içinde bulunduğu durumun haksızlığını, şiddete başvuran tarafın acizliğini anlamak , kendini korumak ve bu acı süreci durdurmak bu kadar “güdüsel” olarak zorlaşmaktadır.Çünkü şiddet sevginin , korumanın ,sahiplenmenin temsil olduğu doğal bir iletişim şekli olmuştur.
Doğuştan insan olmayı diğer canlılardan farklı ve üstün kılan,düşünebilen ve konuşabilen olmaktır.Ancak her doğuştan gelen özellik gibi bu yeteneğin de uygun ortamda ,kullanılabilir ve gelişebilir olması gerekmektedir.
Toplumsal ve Kurumsal alanda bu konuya yönelik çalışmaların hedeflenen sonuçlara ulaşabilmesi için “mağdur “olan kişilerin bir kalıp olarak yerleşmiş iyi niyetli beklenti ve ihtiyaçları değişmelidir,
Şöyle ki:
Şiddet sevgiden doğan, olağan ve yaygın bir iletişim modeli değildir.Kişinin şiddete uğradığını onaylaması ve onaylatması için ölüme yakın bedensel darplar alması gerekmez. Benliğin engellenmesi, birey olmasının ; çocuklukta ve evlilikte önüne geçilmesi, iş ve genel yaşamda sözlü sözsüz, bedensel ve duygusal şiddet uygulamak hiçbir rol , statü ve yetkinin gereği değildir.Anne ,baba,eş, öğretmen, müdür, yönetici ve patron olmak bu hakkı, lisansı veren kurumlar değil hayat içinde girilen rollerdir. Rollerin içinde gösterilen davranışlar kişilik özellikleridir. Yetişkin oluşta bu yolla ilişki kuran kişiler ancak ve ancak ruhsal destek aldıkları takdirde değişebilir !!!
Şiddet; uygulayan kişinin güçlülüğünün temsili değil,korkularından ve iletişim yetersizlikleri ile tetiklenen , öğrenilmiş, dürtüsel ve ilkel bir davranış bozukluğudur.Şiddet gören kişi de “ Güçsüz değil, kaygılı , çaresiz ve mağdurdur!!!”
Yaşam ve ilişki kurma şekli haline gelen bir davranış zamanla, şefkatle , anlayışla, anlatabilme çabası ile değişmez…
Her ilişki karşılıklı bir alışveriş ise ve sorumluluk getiriyorsa, şiddete maruz kalan tarafın tek sorumluluğu çaresizlik ,iyi niyet içinde kendini anlatma, durumu düzeltme çabası ile farkında olmadan provakasyona girmektir….
Dayak cennetten doğmaz; çünkü cennet ; acılar ve çaresizlikler ile değil ; mutluluklar ve güzellikler ile tanımlanmakta , resmedilmektedir…
Nilgün Katırcı Psikolojik Danışman Aile ve Çift Terapisti
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Duyurulur |
|
Siteye eklenen elestirilerden, mesaj ve yorumlardan sitemiz, site yonetimi,
sahibi ve calisanlari sorumlu değildir. Gönderdiğiniz her mesaj, yazı, elestiri,
degerlendirme, anlatim ve yorum ile ilgili her türlü maddi, manevi, sosyal,
hukuksal ve cezai sorumluluk tarafınıza ait olacaktır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|