02.11.2009 15:24:48
Haberhurriyeti.com şehirlerde tedirginlik yaratan bir sorunu daha tartışmaya açtı ve Uzmanından çözüm önerilerini sayfaya taşıdı. 3 hafta önce gündeme taşıdığımız Sokak Hayvanları, sorunlar ve çözüm önerileri dosyasına bir başka yazıyla devam ediyoruz. Bu hafta Hayvanları Koruma Kanunu ve ülkemizdeki eksiklikler.
Hayvanları Koruma Kanunu AB Uyum çalışmaları kapsamında 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Ancak kanun taslağına ilişkin çalışmaların olgunlaşma sürecinin başlangıcı dört, beş yıl daha öncesine kadar gitmektedir. Buna karşın kabul edilen yasanın uygulanabilirliğine ilişkin alt yapı oluşturulmadığı gibi yasa, ne AB kriterlerini ne de ülkemiz koşullarında çözümü karşılayabilmiştir.
Peki nedir bazı temel eksiklikler?
Öncelikli olarak dikkati çeken noktada yasanın adı “Hayvanları Koruma Kanunu” olduğu halde yasa, ağırlıklı olarak evcil hayvanlara hatta onların arasından da pet hayvanlarına ve sahipsiz olarak nitelendirilen sokak hayvanlarına yönelik hazırlanmıştır. Oysa “hayvanları koruma” dediğimizde yasanın; pet hayvanları, gıda amaçlı yetiştirilen hayvanlar, yaban hayvanları, deney hayvanları, nesli tehlike altındaki hayvanlar gibi pek çok alt başlığı kapsayacak biçimde oluşturulması gerekmektedir. Ancak ülkemizde pet hayvanları ve deney hayvanları dışında kalan hayvanlara ilişkin yıllardır uygulanan mevzuatlar bulunmaktadır. Belki de bu nedenle kanunun adı “Hayvanları Koruma Kanunu” olmasına karşın tam anlamıyla tüm diğer mevzuatları da içinde kapsayacak şekilde oluşturulmamıştır. Ancak bu yöntem uygulamada kargaşalara yol açmaktadır. Aslında “Hayvanları Koruma Kanunu” kapsamında yer alması gereken tüm türlerin korunması çalışmalarında mevcut yapısal düzenlemeler nedeni ile istenen koordinasyon ve başarı elde edilememektedir.
Bir diğer önemli nokta da hayvan sahiplenme konusunda, kanunun konuyu sıklıkla vurgulamasına karşı, ciddi ve caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasıdır. Bu da her zaman vurguladığımız terk edilmiş hayvan sayısının artışına ilişkin sorunun temelinde yatan ciddi bir eksikliktir.
Terk edilmiş hayvanlar olan başıboş hayvanların sahipsiz hayvan olarak tanımlanması da bir diğer önemli yanlıştır. Bu şekilde belki vicdanımızı rahatlatmak adına sahipsiz hayvanlara birileri bakar nasıl olsa mantığı ile iyi niyetli bir şekilde bu konunun çözülebileceği düşünülmüştür. Ama başıboş ve kimsesiz bırakıldığında bir insanın bile mutsuz ve çaresiz kalabildiği gerçeğinin yanında sahipsiz hayvanların tümüyle korunabileceğini ummak gerçekçi bir yaklaşım olmamaktadır.
Sahipli ve sahipsiz hayvanlarda kısırlaştırma esastır diye belirtilmiş olmasına rağmen sorumsuzca çoğaltılmalarına ve sokağa terk edilmelerine karşı ciddi yaptırımların olmaması da artan hayvan nüfusuna müdahale etmeyi zorlaştırmaktadır.
Hayvanların ticaretine ilişkin maddelerde de uygulamada karşılaşılan bazı konular açığa kavuşturulmamıştır. Bu da hayvan nüfusuna müdahale edememenin bir diğer önemli nedenidir. Böylelikle bilmediğimiz bir nüfusun haklarını koruyabilmemiz de güçtür.
Tüm bunların yanında aslında “Ev ve Süs Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nden yola çıkılarak hazırlanmaya çalışılmış, ama özünden farklı bir boyuta gelen Hayvanları Koruma Kanunu, beş yıldır iyi niyetli çabalarla uygulanmaya çalışılsa da ne yazık ki istenen başarı sağlanamamıştır.
İstenen sonuçların alınamamasında; yasal mevzuatın uyarlanmasındaki eksiklikler kadar, uygulama aşamasında görevli personelin kimi zaman nicelik kimi zaman da nitelik olarak yetersiz kaldığı gerçeği de unutulmamalıdır.
Dr. Ebru TONG
Hayvan Hakları İçin Veteriner Hekimler Derneği
Haftaya: Neleri nasıl değiştirebiliriz?
|