27.10.2009 10:15:00
Pet Show fuarına bakış açımızı incelediğimizde toplumsal ve yasal düzenlemelerdeki yanlışlarımızı daha rahat anlayabiliriz.
Geçtiğimiz hafta (22-25 Ekim tarihlerinde) Pet Show fuarı düzenlendi. Türkiye’de artık bir tek İzmir’de düzenlenen bu fuar oldukça önemliydi. Bu fuara bakış açımızı incelediğimizde toplumsal ve yasal düzenlemelerdeki yanlışlarımızı daha rahat anlayabiliriz.
Pet Show gerçekten olması gereken önemli bir etkinlik aslında. Kent yaşamının kargaşasında çocuklarımızın dünyada yalnız insanlar olmadığını, pek çok farklı canlı türü ile bir arada yaşadığımızı görebilmeleri için uygun bir ortam. Bu ortamda hem farklı evcil hayvan türlerini görme şansları hem de hayvan sahibi insanlarla bir arada olarak bu güzel duyguyu anlayabilmeleri mümkün oluyor. Yılda yalnızca dört gün de bile olsa o alanda sektörün doğruları ve yanlışları hakkında fikir sahibi de olabiliyoruz.
Daha da önemlisi son yıllarda fuarda yer alma şansı bulan ve bunun önemini fark eden sivil toplum örgütleri. Söz konusu evcil hayvan olduğundan terk edilmiş evcil hayvanların dertlerini dile getirmek isteyen, petshoplardan alınan hayvanların ömür boyu ailenin parçası olması gerektiğini konunun ilgilisi halka yerinde duyurma şansına sahip olan sivil toplum örgütlerinin de fuarda yer alması fuarı daha da özel kılıyor. İşte bu yönleri ile bu fuar gerçekten önemli.
Tabii fuar katılımcıları olan petshopların için de yer aldığı sektörde işin bir de ticari boyutu var. Böyle olunca da ticari kaygılarla insanların hata yapmaları söz konusu olabiliyor. Ne yazık ki evcil hayvan satışı ve üretimi yapan pek çok yer henüz yer aldıkları zincirde ne kadar büyük sorumluluk gerektiren bir halka olduklarının farkında değiller. Bu bakış açısı ve mevcut yasal düzenlemelerle de, gelinen noktada sokak hayvanı ya da sahipsiz hayvan olarak adlandırılan bir nüfusu ve sonrasında gelen pek çok sorunu da kendi ellerimizle çoğaltmış oluyoruz.
Yasal düzenlemeler gereği ev ve süs hayvanı satış yerleri ruhsatlı olmalı elbette. Yani tamamen başıboş değil bu sektör. Ancak daha ruhsatlandırma aşamasında başlayan bir karmaşa var ki, işte bu andan sonra sisteme müdahale şansınız giderek azalıyor. İşyeri açma ruhsatı olarak Belediyelerce verilen bir ruhsat var. Bunu her işyerinin özelliği ne olursa olsun belediyeden alması gerekiyor ve işin özüne has bir inceleme gerektirmeksizin veriliyor bu ruhsat. Bundan sonrasında ise işin özelliğine bağlı olarak yani canlı hayvan ve ürünlerini satmaya bağlı olarak Tarım Bakanlığı devreye giriyor ve bir ruhsat da ev ve süs hayvanı satış yeri olarak oradan alınıyor. Bu aşamada bakılan pek çok kriter var aslında. İşyerinin bölümleri, hayvanların bulundurulması gereken alanların metrekareleri, hijyen koşulları, hayvanların sağlık durumlarının kontrolü gibi pek çok önemli konuda inceleme yapmak mümkün. Ancak işyeri açma ruhsatını ve vergi levhasını almış olan bu işyerlerinin Tarım İl Müdürlüğüne başvurup işin özelliğine ilişkin aslında almış olması gereken ruhsatı alması için geçen süre ne yazık ki bazen yılları bulabiliyor. Bu arada her hangi bir yerde açılmış olan bu petshop eğer bir şikayet olmazsa ya da rastlantı sonucu bir kamu kurumunun denetimine takılmazsa ev ve süs hayvanı satış ruhsatı olmaksızın çalışabiliyor. Ya da içeriye zaten canlı hayvan girişini yapmış olan bu işyerlerinin kapatılması kararını vermek zorlaşıyor. Bu durumda da petshop sahibi, ne kendisi yaptığı işin önemini fark edip işini düzgün yapıyor ne de yasal sorumluluklarını yerine getiriyor. Ve elbette er ya da geç kapatılma kararı çıkıyor. Ama bu arada yanlış bilgilendirdiği pek çok insan sorunlar yaşadığı için belki de petshoptan aldığı hayvanını çoktan sokağa terk etmiş oluyor. Ya da işyerinde gerekli hijyen koşullarını sağlamadığı, hayvanların sağlıklarına ilişkin doğru uygulamaları yaptırmadığı için pek çok yavruya bu işyerleri mezar olabiliyor.
Ev ve süs hayvanlarının sıklıkla alındığı yerler olan bu işyerlerinde sağlanamayan önemli eksikliklerden biri de kayıt konusu. Hayvanları Koruma Kanunu’nda her ne kadar bu işyerlerinin hayvanları satarken mikroçiple işaretlemiş olmaları gerektiği belirtilse de bu uygulama çok az petshop tarafından gerçekleştiriliyor. Böyle olunca da kentteki hayvan nüfusuna ilişkin çalışmalara bir sıfır mağlup başlıyorsunuz. Ne petshoplara giren, çıkan ya da çıkamayıp ölen hayvanların tür ve sayılarını, ne de sonrasında takibini yapma şansınız oluyor. Ki bundan sonrasında evlerdeki hayvanları ve onların yavrularını takip etmeniz yine bir başka noktadaki kayıt tutma yetersizliğinden dolayı olanaksız oluyor.
Belediyelerin pek çoğunda sahipli hayvanın kaydının olmaması ve düzenli olarak takip edilememesi artan bir nüfusa seyirci kalma sonucunu getiriyor. Ve evlerde artan nüfusun sokaklara taşması ile sokak hayvanı dediğimiz kitleyi kendi ellerimizle oluşturduğumuz gerçeği karşımızda. Bu aşamaların hiçbirinde kayıt konusunun yasal gereklilik olduğu halde zorunluluk olmaması ve cezai yaptırımının bulunmaması da yasal uygulamaların yetersizliğini ortaya koyuyor.
Hayvan sahiplenme bilincini bir türlü veremediğiniz insan nüfusu bir süre sonra şikayetçi olacağı hayvan nüfusunu kendisi yaratmış oluyor. Ve belki de her şeye rağmen vicdanını rahatlatmak için sokakta artan hayvanları sahipsiz hayvan olarak niteleyerek onlar için birilerinin bir şeyler yapmasını bekliyor.
Onların sokak hayvanı ya da sahipsiz hayvan değil terk edilmiş hayvan olduğunu unutmak için…
Lütfen sahiplendiğimiz, geçici bir süre de olsa sorumluluğumuz altına aldığımız ve hatta bir petshop sahibi olarak ekmek teknemizin temelini dayadığımız hayvan nüfusuna karşı görevlerimizi yerine getirelim.
Çünkü sorunun adı sokak hayvanı ya da sahipsiz hayvan değil, terk edilmiş, kontrolsüz ve başıboş bırakılmış hayvan…
Ve bu sorun hepimizin.
Dr. Ebru TONG
Hayvan Hakları İçin Veteriner Hekimler Derneği
Haftaya: Yasal zeminde bazı temel yanlışlar.
|